Откуда произошло слово okul


Чтобы посмотреть этот PDF файл с форматированием и разметкой, скачайте его и откройте на своем компьютере.
SDÜ Fen
-
Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi,
Mayıs
201
7
, Sayı:
40, ss.
11
5
-
14
7
.

SDU Faculty of Arts and Sciences Journal of Social Sciences,
May 2017
, No:
40
, pp.
115
-
1
4
7
.




Yayın Geliş Tarihi/
Submission
Date

27
.03.2017





Yayına Kabul Tarihi/Acceptance Date

23
.0
5
.2017



Sedat BALYEMEZ
*




“Okul”
Kelimesi,

“Ekol”
den mi Geliyor?


Does
“Okul”
Come from

“Ecole”
?


Ö
ZET

1930’lu yıllar, dilde sadeleşme çalışmalarının yoğun olduğu dönemdir. Bizzat Atatürk’ün liderlik ettiği,
yönlendirdiği bu çalışmalar sonucunda Türkçeye birçok yeni kelime kazandırılmış, yazı dili ile konuşma dili
birbirine yaklaşmıştır. Yabancı kelimelere
karşılık bulma sırasında zaman zaman aşırıya kaçıldığı; anlamı herkesçe
bilinen ve Türkçeye iyice yerleşmiş olan kelimelerin
de

dilden atılmaya çalışıldığı görülmüştür. Bu dönemde
Türkçenin kurallarına uygun yeni kelimeler yapıldığı gibi Türk dilinin kelim
e türetme kurallarına uymayan
örneklerle de karşıl
aşmak mümkündür. Türkçe karşılığı

aranan kelimelerden biri de
mektep
’tir. Bu kelimeye karşılık
olarak kabul edilen
okul

kelimesi üzerinde çok fazla tartışma yaşanmıştır. Bazı araştırmacılar, kelimeyi savunm

ve doğru türetme olduğunu söylemiş;
bazısı

Fransızca
ekol
kelime
si
nin aynen Türkçeye aktarıldığını belirtmiş;
kimisi de Fransızca etkisi ile Türkçe kökten türetildiğini söylemiştir. Bu görüşlerde
araştırmacıların
genel olarak
“ok
ul” kelimesinden hareket

ettiği görülmektedir
;
mektep

için önerilen ve
okul
’un önceki şekilleri

olan “okulağ,
okula” kelimeleri üzerinde
durulmamıştır.
Oysa
okul

kelimesinin yapısını

doğru bir şekilde
ortaya koymak

için
“okulağ, okula” kelimelerinden hareket etmek gerekir.
Bu çal
ışmada,
okul

kelimesinin ortaya çıkış süreci ve dile
yerleşmesi kronolojik olarak anlatılacak;

okulağ, okula

kelimeleri ile
okul

arasındaki ilişki vurgulanacaktır. Ayrıca
çalışmada ortaya konan görüşleri desteklemek için dönem gazetelerinden alıntılar yapı
lacaktır.

Anahtar Kelimeler:

Okul, Ekol, Okul Kelimesinin Yapısı, Türk Dil Devrimi
.


A
B
STRACT

In the 1930s, the language simplification of the work of the intensive. As a result of these studies led by Atatürk
himself, many new words have been added to
the Turkic language, and the writing and speaking languages
are close
to each other. Foreign words to correspond from time to time during discovery, taken to the extreme; the meaning
of the words that are ingrained thoroughly into Turkish well known and
even the language were attempted to be
taken from
. In this period, as is done in accordance with the rules of the Turkish language Turkish words which do
not conform to the rules of the derivation of the word examples, it is possible to.
Turkish correspondence was
searched in
word “mektep”
.

There has been much debate over the
word “
okul

, which is regarded as the provision
of Turkish language.

Some researchers have defended the word and have said that it is the correct derivation.
Some
researchers have defended the word and have said that it is the correct derivation. Some said that the French word
ecole

was translated into Turkish
. Some researchers have suggested that this word is derived from the root of Turkish
by French affect.

It is evident that researchers generally moved from the word "okul" when examining the subject.

The words "okulağ, okula" have not been studied sufficiently, but these words have also been used in response to



*


Yazışılan Yazar/Correspondence Author Yrd. Doç. Dr.,

Bartın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal
Bilimler Eğitimi Bölümü.
sedatbalyemez@gmail.com


116


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


mektep

speech.

However, in order for the struct
ure of the “okul” to be studied correctly, it is necessary to act from
the words "okulağ, okula".
In this study, the emergence process and language placement of the “okul” word will be
explained chronologically
,
the relationship between the “okul” word and

the “okulağ, okula”

words will be
emphasized
. In addition, the newspapers published at that time will be quoted to support the views expressed in the
study.

Keyw
ords:

Okul, Ecole, Structure of Okul, Turkish Language Reform.


G
iriş

Toplumun kültür

ve medeniyetindeki değişmelerden

dili
n

düşünülemez.

Toplumun başka bir kültür ve medeniyet dairesi ile bağlantısı ne kadar
sıkı ve sürekli olursa dil üzerindeki yabancı etki de o kadar sıkı ve sürekli olmaktadır.
Tarihî gelişim süreci içinde

Türkçe üzerinde en fazla

diller, Arapça ve
Farsçadır.
Batı dillerinin son yüzyıllardaki
etkisi dikkate alındığında ilerleyen
dönemlerde

Türkçedeki İngilizce, Fransızca unsurların Arapça ve Farsça unsur
lardan
çok daha fazla olacağı söylenebilir.

Dile yönelik yabancı etkiler,

dilin
korunm
asına yönelik bazı

doğur
ur
.
Türk yazı dilinin sadeleş
mesi isteği ve bu konuda çeşitli adımlar atılması, belirli
bir dönem veya belirli kişilerle sınırlandırılamayacak kadar eskidir.
Levend (1960) ve
Öksüz (2004) tarafından verilen bilgiler, Batı Türkçesinin başlangıç dönemlerinden
itibaren
sade Türkçe ile ya
zma

isteğinin, çabasının olduğunu göstermektedir.
Divan
şiirindeki Türkî
-
i Basit, Mahal

leşme Cereyanı;
Tanzimat dönemi
nde

başlayan

imlâ ve
alfabe tartışmaları
, devamındaki
Yeni Lisan


ile
başlatılan
sadeleştirme
çalışmaları
,
birbirinden bağımsız birer hareketmiş gibi görünse
de
bu çalışmalar
aslında

hep birbirine
zihnî alt yapı
hazırlamıştır.

Dilde sade
leşme çalışmalarının etkisi en büyük olanı ve en çok

tartışılanı 1930’lu
yıllardan başlayan
ve
Dil Devrimi, Türk

Dil Reform
u

gibi adlarla anılan çalışmalardır.

Bu çalışmalar, Atatürk’ü
n önderliğinde başlamış ve bir
dil seferberliği

anlayışı içinde
yürütülmüştür.
Dil Devrimi;

Atatürk
dönemi ile sınırlı kalmamış, zaman zaman kesintiye
uğrasa da Atatürk’ün ölümünden
yıllar sonra

da devam etmiştir
.
Dil Devrimi’nin en çok
eleştirilen yönü, karşılık bulma çalışmalarında aşırıya kaçılmasıdır. Levend

(1960, s.
456)
, bu durumu “devrimin gerektirdiği tabii b
ir atılış”
olarak değerlendirir
.
Atatürk’ün
1935’te “
dilde aşırı özleştirmeden” vazgeçtiği ancak Atatürk’ün ölümünden sonraki
çalışmalarda yine aşırı özleştirme yoluna gidildiği
yönünde
ki

(Ercilasun, 1977) bir
eleştiri
ye, Ömer Asım Aksoy ka
tılmamaktadır (1975, s.

52).

Dilde sadeleşme çalışmaları sırasında
türetilen veya diriltilen kelimelerin bir kısmı
dilde tutunam
amış
tır.
Abay

(dikkat),
ölük
(cenaze),
önüt

(üst
at),

tutav

(işgal),
türel

(hukukî),

(makale) gibi kelimeler, tutunamayan keli
me
ler arasındadır

(İmer, 1976,
s.
101)
.
Bugün bu kelimeleri değil, yerine önerildikleri kelimeleri kullanıyoruz.
Ulus,
somut, uyarı, kazı, kapsam, geçersiz, gez, gerçek, içerik, iletken

(Bayar, 2006)

gibi daha
birçok kelime ise
dile tutunmuş ve yerleşmiştir.
A
rapça
-
Farsça kelimeler için önerilen
karşılıkların bugün eş zamanlı olarak kullanıldığı da görülmektedir:
amaç


hedef


gaye


maksat, doğa


tabiat,
egemenlik


hâkimiyet, karşıt


zıt, koşul


şart

vb.

Dil Devrimi sonucu
nda

dilimize yerleşen kelimelerden biri
de
mektep

kelimesine
karşılık olarak sunulan

ve
bu kelimenin

yerini alan

okul
’dur
.
Okul
,
dilde sadeleşme

SEDAT BALYEMEZ


117


hareketlerinin tartışılan kelimelerinden biridir.
Okul
’un

“tartışılan kelime” olarak
nitelendirilmesi,
konuyla ilgili olmayanları şaşırtabilir ancak
meslekleri veya

kişisel
merakları
nedeniyle konuyla
ilgili

olanlar,

oku
-

ve
ekol

etrafın
d
a
gelişen

tartışmadan
haberdardır.
Kelimeyle ilgili olarak
ortaya konulmuş

olan belli başlı görüşlerden birkaçı
şöyledir:

Banguoğlu

(1987, s. 303)
, kelimenin

ecole

ve
schola
’dan
imal olunduğu
nu


belirtmiş
tir.
A
ynı çalışmasının
“On Yabancı Dilden Öztürkçe(!) Kelimeler” bölümünde

de


Okul = ecole (mektep)
bizim okumak mastarından(!)”
açıklamasına yer vermiştir

(Banguoğlu, 1987, s.
359
-
361)
.

Açıklamanın sonundaki “(!)”

işareti,
Banguoğlu’
nun

oku
-

fiili ile
okul
arasında bir ilişki kurmadığını göstermektedir.

Besim
Atalay’a

(1940,
s. 40)

göre hem isimlere

[kumul, enil (sırt), tepel (ot yığını), yukal (sathi),
yasul (alçak
yer)]

hem de fiillere
[av
-

-

gelebilen bir
-
l

eki vardır
ve
oku
-

fiili
n
den

l

ekiyle yer ismi ya
pıl
ması doğrudur.
1

Hacıeminoğlu

(1975, s. 156)
,
-
ul,
-
l

ekleri ile yapılan bütün
kelimelerin yanlış
olduğunu söylemiş ve
adıl, ardıl, buzul, kumul, kamul, bağıl, çoğul, kurul, okul, koşul,
siyasal, anayasal

kelimeler
ini sıralamıştır
.
Timurtaş’a

(1979, s. 7)

göre
okul
, şekil ve
mana bakımından yanlış bir
kelimedir
ve
Fransızca
ekol

e

benzetilerek uydurulmuştur

(Bozgeyik, 1981, s.
67)
.

Doğan Aksan

(1976, s. 39)
,
okul

kelimesini


mektep
’i dilden kovduğu hâlde zaman
zaman kimi yazarlarca eleştirilen” bir sözcük olarak
niteler ve
oku
-

kökünden
-
l

eki ile
türetildiğini belirtir. Aksan’a göre
tükel, kızıl, çatal, doğal, koşul

kelimelerinde de ay
n
ı
ek vardır
.
G. Lewis

(2007, s. 162)
, kelime hakkında Atalay, Banguoğlu, Eyüboğlu ve
Aksan’ın üstteki görüşünü aktardıktan sonra “Eğer
Banguoğlu’nun
2
, kelimenin kökeni
hakkındaki değerlendirmesi olmasa, Aksan’a neredeyse inanılabilirdi.”
demiştir.


İsa Sarı

(2013)
,

kökünün hiç kuşkusuz
oku
-

olduğunu söylediği
okul

u, bir ses
-
anlam
eşleşmesi olarak gösterir. Yani

ekol
,
Türkçeye hem ses hem de anlam özellikleriyle
kopyalanmış ve ortaya yeni bir sözcükbirim

olan
okul

çıkmıştır fakat bu yeni öge, yerli
unsurlardan oluştuğu ve yerli dilin ses yapısına uygunluk gösterdiği

için yabancılığı
hissedilmemektedir
.


Akalın

(2014)
,
okul

hakkındaki görüşlerini “Yalnızca dilin söz varlığından değil
yabancı sözlerden esinlenip Türkçe köklerden yapılan türetmeler de birer örneksemedir:
Fransızca

vb.ne benzetilerek türetilen okul, belleten. Ancak bu
sözcüklerin yapımında b
aşvurulan yol, yine Türkçenin türetme yollarından biri olan
eklemedir.”

şekl
inde açıklamıştır
.
Tuncer Gülensoy’
a (
2007, s.
619) ve Nevz
at Özkan’a
(
2011) göre de
okul

sözcüğü, Fransızca
ecole

sözcüğüne benzetilerek yapılmıştır
.
Eyu
boğlu

(1991, s. 502)
, “
okumak”
tan geldiğini belirterek
“ok
-
ul” şekli
nde ayırmış

ve
köke gelen

-
u
l

ekinin

-
ul, koş
-
ul
, yum
-
ul

kelimelerinde de kullanıldığını söylemişti
r.


Yukarıdaki açıklamalar

doğrultusunda

okul

kelimesi
nin yapısı ile ilgili görüşler

genel olarak şöyle
sınıflandırılabilir:





1


Atalay ve Banguoğlu’nun görüşleri, ilerleyen bölümlerde daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

2


Banguoğlu’nun değerlendirmesi, ilerleyen bölümlerde daha ayrıntılı olarak incelenecektir.

118


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


1. görüş:
Okul

kelimesi, Türkçe
oku
-

fiiline “
-
l” fiilden isim yapma eki getirilerek
türetilmiştir
.

2. görüş:

Bu kelimenin Türkçe
oku
-

fiili ile ilgisi yoktur; Fransızca
ekol (ecole)

kelimesinin Türkçeye aktarılmış şeklidir.

3. görüş:
Fransızca
ekol (ecole)

kelimesinden esinlen
il
erek Türkçe
oku
-

fiilinden
türetilmiştir.

Görüldüğü gibi
gene
l

olarak üç farklı görüş ortaya atılmıştır
.

Eldeki
ilk ve son yapının
okul
olduğu, bu yapıda herhangi bir

değişiklik meydana gelmediği varsayılırsa

her üç
görüşün de kabul edilebilirlik
yönü
bulunmaktadır
. 80
-
90 yıllık bir geçmişi bulunan
kelimenin bu kadar tartışıl
ması da üzerinde
durulması gereken bir
konudur
.
B
azı
noktaları
n
tam olarak aydınlatılamaması,
tartışmanın uzamasına neden olmaktadır.
Lewis’in belirttiği üzere
Türk Dili Tetkik Cemiyeti (
TDTC
)
, hangi yeni kelimenin ne
zaman, kim tarafından bulunduğuna dair kayıt tutsaydı
doğrulara ulaşmak daha kolay
olurdu. Özellikle anket komisyonu ve kılavuz
kolunun toplantı tutanakları, bu konuda
olduk
ça aydınlatıcı olacaktı. Lewis (2007, s.
146)
“Ş
u veya bu kelimenin kökeni
hakkında ihtiyaç duyulan bilgi, bazen akademik çalışmalardan zor bela çıkarılabiliyor
olsa da çoğunlukla, şifahi yahut bilimsel bir iddi
ası olmayan kitaplarda ve makalelerde
bulunan anekdot türünden kayıtlara dayanmaktadır.”
sözleriyle, yeni kelimeler hakkında
kayıt tutulmamasının ya
rattığı sıkıntıları dile getirmiştir
.

Bu çalışmada
okul

kelimesinin ortaya çıkışı

ve dile yerleşmesi
üzerinde durulacak
;
şu ana kadar yapılan
birçok açıklamada ihmal edilen “okulağ, okula”
kelimeleri

ile
okul

arasındaki ilişki vurgulanacaktır
.
Ortaya konulan tespitler, d
önem gazetelerinden
resim
ve metin
alıntılar
ıy
la
desteklenecektir.

Çalışmada sadece
mektep

ve

bu kelimeye önerilen
karşılıklar

üzerinde durulacaktır ancak bu yapılırken sadeleşme çalışmalarının
kronolojisi

de ortaya çıkarılmış olacaktır. Bu
kronoloji, farklı kelimeler üzerine
yapılacak çalışmalar için de kaynak olma niteliği taşıyacaktır.


Çalışma
da
farklı

yerlerde
çok sayıda

kurum, eser, faaliyet adları geçecektir. B
unların
birbirine karışmasının ve bilgi kirliliği
oluşturmasının

önüne geçmek amacıyla
bu
isimlerin birkaç

cümle ile tanımlanması
yararlı olacaktır:

Türk Dili Tetkik Cemiyeti

(TDTC)
:

Dil çalışmalarını yürütmek amacıyla 12
Temmuz 1932’
de Atatürk tarafında
n kurulmuştur.

TDTC’nin

adı
, 1
9
3
4’
te

Türk Dili
Araştırma Kurumu

(TDAK)
; 1936’da ise
Türk Dil Kurumu (TDK)
olarak
değiştirilmiştir.


Arapça, Farsça kelimelere karşılık bulmak amacıyla

TDTC tarafından
başlatılan ve

12 Mart 1933’te
n 2 Temmuz 1933’e kadar süren anket
tir
.

1382 Arapça ve
Farsça kelimeye karşılık aranmıştır.

Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi (Fasiküller):
Derleme
çalışmaları ve anketler sonucunda
TDTC tarafından belirlenen karşılıkların fasiküller
hâlinde yayımlandığı dergi
dir
. İlk fasikül,
Nisan 1934’te yayımlanmıştır.

Osmanlıcadan
Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi
-
I
, II
:
Osmanlıcadan

SEDAT BALYEMEZ


119


Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi

fasiküllerinin bir araya getirip ciltlenmesi ile
oluşturulan eser
dir
.
Karşılıklar fasikülleri I. ciltte, indeks fasikülleri ise II. c
iltte bir araya
getirilmiştir.

Kılavuz
Sözleri
Listeleri:
Tarama dergilerinde
ki karşılıkların bir komisyon
taraf
ından yeniden değerlendirilmesi sonucunda
-
ileride b
asılması düşünülen

karşılıklar
kılavuzuna
3

hazırlık olması
için
-

25 Mart 1935


4

Mayıs 1935 arasında

yayımlanan söz listeleri
dir
.

Her Gün Beş Kelime:
TADK tarafından gazete mecmualara her gün
,

beş kelimeden
oluşan
bir list
e gönderilmiş ve
kelimelerin kullanılması istenmiştir. İlk
liste, 16 Mayıs 1935’te gazetelerde
yayımlanmıştır.

Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu:

Kılavuz sözleri listeleri için gelen
önerilerin değerlendirilmesi ve y
eni çalışmalar sonucunda
son şekli verilen karşılıkların
yer aldığı ve 26 Eyl
ül 1935’te satışa sunulan eserdir. Bu eserin indeksi niteliğindeki
Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu

da bu eserden kısa süre sonra basılmıştır.



1
-

Mektep

Kelimesine Karşılık Bulma Çalışmaları

Bu bölümde
mektep

kelimesine karşılık bulma çalışmaları
,
mektep
için önerilen
karşılıklar, bu karışlıkların kullanılması ve dile yerleşmesi durumu
vb.
konular
ele
alınacaktır
.

Konuyla ilgili çok sayıda olay, haber, gelişme vardır.
Karşılık bul
ma

serüvenini bir bütün olarak gözler önüne sermek, böylece k
onuyu daha anlaşılır kılmak
ve takibi kolaylaştırmak
için
üç ana
başlığa

ayrılmış
kronolojik bir
anlatım tercih
edilecektir.
Birinci başlıkta
,

gazetelerdeki anket ça
lışmaları ve karşılık önerileri;

ikinci
başlıkta

Atatürk’ün kullandığı karşılık ve
karşılıklardaki
çeşitli değişiklikler; üçüncü
başlıkta ise karşılıkların
o dönemdeki
kullanımı

üzer
inde durulacaktır.


1
-
1
-

Temmuz
1932


Ekim

1934 Arasında Gerçekleşen
Olaylar

Cumhuriyet dönemi
dilde sadeleşme çalışmalarının
Türk Dili Tetkik Cemiyetinin
kurulması (12 Temmuz 1932) ve Birinci Türk Dili Kurultayı

(
26 Eylül


2
Ekim 1
9
3
2)
ile resmî bir kimlik kazandığını ve devlet
politikası hâline geldiğini söylemek

mümkündür.
Türk Dili Tetkik Cemiyeti, Atatürk’ün “Yüzyıllardır birbirinden ayrı birer
kol durumunda ilerleyen halk dili ile yazı dilini uyumlu bir

biçimde birbirine
yaklaştırmak”
(Korkmaz, 1974
, s.
64) ana hedefi doğrul
tusunda
büyük bir derleme
-
tarama
seferberliği başlatmıştır
.
İbrahim Necmi Dilmen’in

(1934, s. 34).

İkinci Türk Dili
Kurultayı’nda okuduğu rapora göre derleme çalış
malarının başladığı Ocak 1933’ten
Temmuz 19
34’e kadar Cemiyet merkezine değişik şehirlerden
129.272 fiş
gönderilmiştir
.
Bu
derleme fişler
in
den

elde edilen kelimeler

ve
tarihî kaynakları
tarama
çalışmaları sonucunda
seçilen
kelimeler,
söz
tarama dergilerinin
ana malzemesini
oluşturmuştur.
Derleme
-
tarama çalışmalarının yoğun olarak devam ettiği
dönemde
-
konunun uzmanı olsun olmasın
-

birçok kişinin temel uğraşı,
yabancı kelimelere

karşılık
bulma

o
l
muştur.

TDTC
, illere gönderdiği talimatnamelerle;
yayımladıkları köşe yazılarıyla
derleme
-
tarama, karşılık bulma

çalışmalarını
n bilimsel



3


Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu

adıyla basılan eser.

120


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


yöntemlerle yapılm
asını sağlamaya çalışmışlard
ır.

Mektep

kelimesine karşılık olarak
-
tespit edilebildiği kadarıyla
-

önerilen ilk kelime,
okunak
’tır.
Dönemin

önemli gazetelerinden olan ve d
il çalışmalarına destek veren
Ha
i Milliye

de
4

Öz
Dilimiz

başlıklı bir köşe bulunmaktadır ve bu köşede dil
çalışmalarına ilişkin görüşler, sorular, okuyucu mektupları
vb.
yayımlanmaktadı
r. 1
Aralık 1932’
de burada
Denizli’den ge
len bir mektuba yer verilmiş,
Denizli’de
mektep

için

okunak

kelimesinin kullanı
ldığı belirtilmiş

ve “
ileri gelir dil bilgiçleri

n
e
seslenilerek

derleme çalışmalarına önem ver
ilmesi,

masa başında usulle nizamla söz
uydurma hastalığ
ından” vazgeçilmesi istenmiştir (Öz Dilimiz, 1932).


12 Mart 1933, dil çalışmaları
için önemli bir tarihtir.
TDTC, bir anket başlatarak her
gün belirli sayıda kelimeyi halka duyurmuş ve halktan
bu kelimeler için karşılık
iste
miştir. İlk liste, 12 Mart 1933’te son liste ise 2 Temmuz 1933’te yayımlanmış
tır.
Mektep,

28 Mayıs 1933 tarihli 74.
l
istede yayımlanmıştır:



Resim 1:
Anketin ilk l
istesi (12 Mart 1933,
Vakit
5
)


Resim 2:
Mektep

k
elimesinin
y
ayımlandığı 74
.
l
iste (28 Mayıs 1933, Milliyet)


Anketlerde yayımlanan kelimeler için

önerilen karşılıklar
,

e

veya
doğrudan
TDTC’ye gönderilmiştir. Gazeteler, kendilerine gönderilen karşılıkları


önerenlerin
ismiyle birlikte
-

yayımladıktan sonra toplu olarak TDTC’ye
göndermiştir.
Konuyla ilgili
kişiler

tarafından
mektep
için
önerilen ve gazetelerde

yayımlanan
baz
ı karşılıklar
şunlardır:


“okuyak, öğrenek, okuma evi”

(29 Mayıs 1933,
Hakimiyeti

Milliye)


yazma okuma yeri
, bilgiçlik ocağı, aydınlanma yurdu”,
“okumak yeri, yazı yazacak yer,
öğretenek”

(30 Mayıs 1933, Milliyet)

“bilgi evi”

(
31

Mayıs 193
3, Milliyet)


“bilgi evi”, “okuma evi”
, “okunak”

(30 Mayıs 1933, Hakimiyet
i Milliye)

“okuevi, okunak”

(31 Mayıs 1933, Hakimiyet
i Milliye)

“yazak”, “öğrenek”, “okunak”

(1 Haziran 1933, Hakimiyet
i Milliye)




4


Bu gazete, 28 Kasım 1934’ten itibaren
Ulus
adını almıştır ve gazeteye adını Atatürk vermiştir.

5


Bu g
azete, 22 Kasım 1934’ten itibaren
Kurun
adını almıştır ve gazeteye adını Atatürk vermiştir.


SEDAT BALYEMEZ


121


“okuma evi”

(2 Haziran 1933, Milliyet)


bilgi yurdu”

(3 Haziran 1933, Akşam)

“okuevi, okunak, okuyak, öğrenek, mektep, bilgi evi, yazak”

(4 Haziran 1933,
Hakimiyeti

Milliye)

“okunak”

(5 Haziran 1933, Milliyet)

“okunan yer”

(5 Haziran 1933, Cumhuriyet)

“okuma evi, okuma yurdu”, “bilgi evi, okutulan yer”

(6 Haziran 1933, Cumhuriyet)

“okumak evi”, “bilgi yeri”, “okuma yurdu”
, “okuma evi”, “öğrenme ocağı”,
“yazacak okunacak
yer”, “okuma yazma yeri”, “bilgi yurdu”
, “okumak evi”

(5 Temmuz 1933, Vakit)


Görüldüğü üzere önerilen karşılıkların büyük bir bölümü, mektebin işlevine uygun
olarak
oku
-

fiili
nden

oluşturulmuştur. Yine aynı kavram alanından
yaz
-

ve
öğren
-

fiillerinden de kelimeler önerilmiştir.
Karşılıklar, sözcük birleştirme ve
ya ek yoluyla
oluştu
rulmuştur; karşılık üretmede en
fazla

kullanılan ek,

Ak
’tır.


TDTC’ye gönderilen karşılık önerileri, derleme ve tarama fişleri
,

önce anket
komisyonu
nda incelenmiş
;

anket komisyonu tarafından uygun görülen karşılıklar,
TDTC Umum Merkez Heyetine sunulmuştur.
1933 yazında
Dolmabahçe’de
değişik günlerde
Ruşen Eşref’in başkanlığında
toplanarak
ankete
gönderilen cevapları incelemiştir.

(bk. Resim 3
, Resim 4
)
:



Resim
3
:

Anket çalışmaları

(30 Temmuz 1933,
Hakimiyeti Milliye)


Resim
4
:

Anket çalışmaları

(29 Ağustos
1933, Hakimiyeti Milliye)


Derleme
-
tarama fişlerinin incelenmesi çalışmaları 1933’ün sonuna kadar sürmüştür.
Fişlerin
İbrahim Necmi Dilmen

tarafından son kez kontrol edilmesinden sonra
fasiküller
şeklinde peyderpey basılarak
şair, yazar, dilci, gazet
eci ve öğretmenlere gönderilmesi;
bu kişilerden

görüş alınması ve bu görüşler doğrultusunda karşılıklar kılavuzu
oluşturulması düşünülmüştür (Di
l
Cemiyeti Tarama
…,
1934).
TDTC
, 17 Nisan 1934’
te
yayımla
dığı bir bildiri ile tarama dergilerinin ilk fasikülünün basıldığını ve
ilgili kişilere
gönderileceğini duyurmuştur.
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi

fasikülleri, kısa aralıklarla yayımlanmaya devam etmiş; yayımlanan fasiküller ilgili
kişilere
gönderilmiştir. Fasikülleri inceleyerek görüş bildiren kişilerin isimleri de yine
TDTC tarafından gazetelerde yayımlatılarak kendilerine teşekkür edilmiştir.


Fa
siküller, alfabetik sıra doğrultusunda basılmıştır.
12 Haziran 1934 tarihli
bir TDTC
122


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


duyurusunda
5. fasikülün yayımlandığını bildir
il
miştir (Tarama Dergisinin …
, 1934)
.
Bu fasikül,
okul

için önemli
dir
çünkü

m
ektep

ve aynı kavram alanındaki
medrese

kelimelerine karşılık olarak
TDTC tarafından
belirlenen
karşılıklar
,

5. fasikülde yer
almaktadır

(bk. Resim 5, Resim 6):



Resim 5
:
Mektep

kelimesi için Türk Dili Tetkik
Cemiyetinin belirlediği k
arşılıklar (
TDTC,
1934
a
, s. 501)


Resim 6
:
Medrese

kelimesi için Türk Dili Tetkik
Cemiyetinin belirlediği karşılıklar (TDTC,
1934a, s. 499)


Yukarıdaki resimlerde görül
eceği üzere

Türk Dili Tetkik Cemiyeti
;

mekte
p
, medrese

kelimeleri için
Haziran 1934 itibarıyla
“okulağ

(okula), okunak” kelimelerini

belirlemiş
ve

tartışmaya açmıştır.
Resim 6’daki açıklama

aynı zamanda
, eldeki yazının ana konusu
olan

O
ku
-

mu ekol mü?”
tartışması için

in görüşünü de yansıtmaktadır.
Yine
ilgili maddelerdeki açıklamalardan anlaşıldığına göre
okunak
kelimesi Denizli’den,
Okulağ
6

kelimesi ise Urfa’
dan derlenen fişlerden alınmıştır.
Okulağ

kelimesi ile
yayla
,
kışla

kelimeleri arasında bir ilişki kurulmuştur.
Bu
radaki


-
lağ/
-
lak”

eki
ile ilgili
a
çıklama,
sorgulanması gereken b
ir açıklamadır çünkü Türkçede yer adı yapmak için
kullanılan ve
yayla

(yaylag)
,
kışla

(
gibi kelimelerde de karşımıza çıkan
+lag

(+la
-
g)
eki,
isimden isim türeten bir ektir.

Fasiküllerin basımı
,

193
4’ün
yaz sonunda tamam
lanmış (Sonuncu Fasikül de …,
1
9
3
4)
daha sonra bu fasikül
erek
Osmanlıcadan Türkçeye Söz
Karşılıkları Tarama Dergisi
-
I
ve

Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama
Dergisi
-
II
adlarıyla iki cilt olarak

yayımlanmıştır
7
.

Fasiküller birleştirilirken sayfa
numaralarında bir değişiklik olmamıştır
;
5. fasikülün 499. sayfasında

medrese

ve 501.
sayfasında

mektep

için verilen açıklam
aların aynısı,

Osmanlıcadan Türkçeye Söz
Karşılıkları Tarama Dergisi
-
I
’de

de yine aynı sayfalarda
yer almıştır

(TDTC, 1934c, s.
499
-
501)
.





6


Banguoğlu’nun bu açıklamaya ilişkin bir itirazına ileride yer verilecektir. Denizli ağzından derlenen
okunak
, Derleme Sözlüğü’nde
(TDK, 1993, s. 3276) ve TDK Gen
el Ağ sayfasındaki Türkiye
Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde

okul

anlamıyla yer alırken
okulağ, okula

kelimeleri, bu sözlüklerde
yer almamaktadır.

7


Birleştirilmiş derginin künye bilgilerinde basım tarihi olarak sadece yıl bilgisi bulunduğu için hangi
ayda yayımlandığını tespit etmek mümkün olmamıştır. Bunun yanında Hüseyin Namık Orkun, 27
Eylül 1934’te Hakimiyeti Milliye’de yayımlanan konuşma metninde

derleme
-
tarama
çalışmalarından bahsederken “iki büyük cilt teşkil etmekte olan tarama dergisini neşretmiştir”
ifadesini de kullanmıştır. Buradan hareketle söz konusu fasiküllerin Eylül 1934 içinde bir araya
getirilip iki cilt hâlinde yayımlandığını söylem
ek mümkündür.


SEDAT BALYEMEZ


123


1
-
2
-

Kasım 1934


Eylül 1935 Arasında Gerçekleşen Olaylar

Karşılık bulma çalışmaları bakımından bundan önceki dönemin en önemli gelişmesi,
derleme
-
tarama çalışmaları sonucunda
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları

Tarama
Dergisi
’nin (I
-
II)
oluşturulmasıdır.
Bu ikinci dönemin en önemli gelişmesi ise
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi
’ndeki karşılıkların yeniden
gözden geçirilmesi ve
Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu
’nun yayımlanması
olacaktır.
Me
ktep

kelimesinin karşılığı bakımından da bu dönemde önemli
değişiklikler
görülecektir
.

Çalışmanın bu bölümünd
e

ele alınacak olayların daha iyi anlatılabilmesi
için konuyla
ilgili iki önemli ve uzun alıntıya yer vermek gerekmektedir. Besim Atalay
,

Bir Doçentin
Türkçe Okutuşu ve Münakaşalarımız

adlı küçük
kitabında

okul

kelimesinin türetilmesi
ile ilgili

olarak bir açıklamaya yer vermiştir
.

Buradaki “bir doçent”

ifadesi

ile kastedi
len
kişi
, Dil ve Tarih
-
Coğrafya Fakültesinde
o dönemde
doçent olarak
çal
ışan Tahsin
Banguoğlu’dur.
Banguoğlu’
nun
derslerinde
yeni
kelimeler üzerine

dile getirdiği bazı
görüşler, Atalay’ın
tepkisini

çekmiş
tir. Banguoğlu’na cevap vermek isteyen
Atalay,
fakülte profesörlerinden oluşan bir heyet
önünde Banguoğlu’yla

tartışmış;
Banguoğlu’nun görüşlerini ve kendi cevaplarını bu küçük kitapta toplamıştır.
Banguoğlu’nun itiraz ettiği kelimelerden biri de
okul
’dur. Atalay’ın

(1940, s. 40)

bu
kelimeye ilişkin açı
klaması şöyledir
8
:


Bu kelime Yunancaya benzetilerek yapılmamıştır. Bunun bir tarihçesi vardır; şöyledir:
Siyasal Bilgiler Okulu açıldığı zaman Atatürk’e bir tazim telgrafı çekilmiş, bundan pek
hoşnut olan O Büyük Adam bir cevap verilmesini istemiş, fakat mektep kelimesi

yeri
ne
t
ürkçe bir kelime ara
mışlar, o sıralarda (Urfa)dan Dil Kurumuna bu anlamda
okula

kelimesi

gelmiş
, kendisine bu, söylendiği zaman çok beğenmiş ve mektep için en güzel
karşılık olmak üzere kabul buyrulmuş. Aradan birkaç gün geçtikten sonra kelimenin
sonundaki
a

sesinin atılarak okul şeklinde kullanılmasını emretmişler; (Urfa)dan gelmiş
olan bu kelimeni
n Türk dili kaidelerine
uygun olup olmadığı ayrıca görüşülmüş ve fiile
getirilen
l

gibi isime de
l

ve


getirilerek
mekân ismi yapıldığı anlaşılmış


ben bunu o
gece Atatürk’ün sofrasında bulunan arkadaşlardan işittim. İşte bu suretle
konulmuş olan
bu kel
ime tutulmuş ve yerleşmiştir. O kadar tutulmuş ki okul işleriyle uğraşan bazı
kimseler bu güzel kelimeyi atmak istedikleri halde atamamışlar.


Atalay, bu açıklamayı Banguoğlu’nun “Kelime,
iskolâ
’ya benzetilerek alınmıştır.
Türkçede


eki yalnız isim köklerine

gelir ve mekân manası ifade eder:
Yayla, kışla

gibi.


eki, fiil köküne getirilerek
okulâ
deni
lemez.” görüşüne (Atalay, 1940, s.
15) cevap
olarak yazmıştır.
Banguoğlu (1987, s. 303),

1977’de Türk Kadınları Kültür Derneği
ndeki

“Y
eni Türkçenin Gelişmesi”
başlıklı seminerinde
konuyla ilgili olarak şunları
da
söylemiştir
:


Dikkat ediniz, burda inkılâp hareketinin bilhassa hızı

Arapçaya karşıdır. Arapça
keli
m
e
leri atmalı da, ne gelirse gelsin. Çünkü
Arapçanın hakimiyetinden

bıkmış bir
nesil. Onun yerine Fransızcası gelse olur.
Schola

Latince. Biri diyor ki “Efendim bu
bizim
okumak

mastarından gelir.
Bir başkası, daha kurnazı, “efendim diyor, bizim



8


Atalay’dan ve Banguoğlu’ndan yapılan alıntılarda kaynak metindeki yazım ve noktalama
korunmuştur.

124


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


Urfa’da
okula

derler mektebe

.

Ben doçenttim henüz, Dil Fakültesinde, dedim ki “bu
okula

kelimesi eğer Urfa’da
mektep

mânâsına varsa ben kendimi a
sarım, bu
fakültesinin kapısına

.

Bu büyük bir laftı. Ben Türkçe kelime yapımı hakkında bilgime
dayanarak konuşuyordum. Ama sonradan yine Ku
rumdan biri kulağıma eğildi: “Bizim
Urfa mebusu Refet uydurdu” dedi.
Kelime derlemeye geçmiştir, bakınız. Ondan sonra
okula

demişler, daha sonra okul demişler, sonundaki
a
’yı atmışlar,
Ecole
’e
benzetmişler.


Açıklamalardan anlaşılacağı üzere
Atalay
,

okul
’u savunmakta
;

Banguoğlu ise
eleştirmektedir.
Okul
hakkında
başka
bir ön araştırması olmayan
herhangi bir
kişinin

bu
iki açıklamayı
okuyup birleştirdiğinde

şöyle bir
sonuca ulaşması

muhtemeldir:

Okul
kelimesinin dilimize girmesi Atatürk’e çekilen bir telgrafa dayanmaktadır.
A
tatürk,
cevap telgrafı yazacağı zaman

mektep kelimesi i
çin Türkçe bir karşılık istedi ve
h
emen
o anda
Kurum
a

soruldu.
Kurum da

anlık olarak ‘okula’

kelimesini gönderdi.
(Banguoğlu’nun anlatımından
devam edilirse


Kurum
dan

‘okula’

kelimesi uydurdu”
)
. Atatürk, kelimeyi çok beğendi ve mektep karşılığı olarak
kullanılmasını emretti.
Sonradan kelime
sonundaki a, Atatürk’ün emriyle atıldı

ve

‘okul’

oldu.


Oysa böyle bir
yargıya ulaşmak
,
aşağıda dah
a ayrıntısıyla anlatılacağı üzere
tarihsel
bazı bilgilerle uyuşmamaktadır;
hem Banguoğlu’nun hem de Atalay’ın sözleri
için

birkaç izahat vermek gereklidir:

Mektep

kelimesi için önerilen
okunak, okulağ (okula)

kelimelerinin
Haziran 1934’te
basılan
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi

nde

(5. fasikül)
yer
aldığı, çalışmanın önceki bölümlerinde belirtilmişti. Banguoğlu’nun

Ben doçenttim
henüz, Dil Fakültesinde, dedim ki bu
okula

kelimesi eğer Urfa’da
mektep

mânâsına
varsa ben kendimi asarım, bu fakültesinin kapısına
.


şeklinde a
ktardığı

olay
ın zamanı
,
5. fasikü
lün hazırlık çalışmaları veya fasikülün basım
ından hemen sonrası olmamalıdır
çünkü
fasikülün basıldığı Haziran 1934’te
Dil ve Tarih
-
Coğrafya
Fakültesi
henüz
kurulmamıştı
.
Dil ve Tarih
-
Coğrafya Fakültesi
, bu tarihten 1 yıl sonra 22 Haziran
1935’t
e resmî olarak kurulmuş; eğitim
-
öğretime ise 9 Ocak 1936’da başlamıştır.

Atalay’ın yukarıdaki açıklamasında da düzeltilmesi gerek
en noktalar vardır. Atalay
“Siyasal Bilgiler Okulu açıldığı zaman” ifadesi ile
Mülkiye Mektebinin

Ankara’
ya
naklini kastetmiş olmalıdır çünkü İstanbul’
daki
Mülkiye Mektebi,

“Siyasal Bilgiler
Okulu” adıyla

Ankara’ya nakledilmiştir.
Bu okulun Ankara’ya naklî,
mektep

için
okunak, okulağ (okula)

karşılığının önerildiği Haziran 1934’e değil daha sonra
ki
tarihlere
rastlamaktadır.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Abidin Özmen’in anlatımına göre
Özmen
,

10 Ocak 1935’te İstanbul’da M
ektep müdürü ile birkaç toplantı yaptıktan sonra
okulun taşınması

fikrini 26 Ocak 1935’te İsmet Paşa’
ya açmış
ve
İsmet Paşa’dan
onay

almıştır

(Çankaya, 1969, s.
492).
Gerekli kanunların çıkarılıp bina
sorununun

çözülmesinden
sonra
Mülkiye Mektebi
,
Siyasal
Bi
lgiler Okulu

adıyla 5 Kasım 1936’da
Ankara’ya taşınmış; 15 Kasım 1936’da da eğitim
-
öğretime başlamıştır (Baskıcı, 2009).

Atalay’ın
aktardığı

telgraf olayı, okulun açıldığı
1936’da

değil
;

Mülkiye

mezunlarının Ankara Palas’ta
MülkiyeMektebinin

kuruluşunun 58. yıl
ını
9

kutladıkları 4



9


Çankaya’ya göre 75.yıl (Çankaya, 1969, s. 488).


SEDAT BALYEMEZ


125


Aralık 1934’te gerçekleşmiştir.
Atatürk, t
örende bulunan Meclis Başkanı Kazım
Özalp’ın
“Bilgi yuvalarının elli sekizinci yıl dönümü için Ankara Palas'ta toplanan
mülkiyelilerin ısı saygılarını, sarsılmaz, çözülmez ba
ğlılıklarını yüce katınıza sunarım”

telgrafına cevaben aynı akşam bir telgraf göndermiş ve telgrafında
“Mülkiye
mezunları”na

Siyasal Bilgiler O
kula


Çıkışlıları”

ifadesiyle seslenmiştir
(bk. Resim 7).
Meclis Başkanına “Özalp”, İsmet Paşa’ya “İnönü” soyadını veren
Atatürk
;

bu

telgrafı
ile
Mülkiye Mektebine

de ad vermiş oluyordu ve bu durum,
salonda
çok
büyük bir coşku
ile karşılanmış
tır (bk. Resim 8
, Resim 9
).




Resim 7:

Atatürk’ün telgrafı (5 Aralık 1934,
Ulus)


Resim 8:
Atatürk’ün telgrafına Mülkiyelilerin
cevabı (5 Aralık 1934, Ulus)


Resim 9:
Atatürk’ün Mülkiye Mektebine isim vermesi (5 Aralık 1934, Akşa
m)


Banguoğlu’nun açıklamasında adı geçen
Bey

hakkında da birkaç
126


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


bilgi vermek gerekmektedir.
10
, İkinci Türk Dili Kurultayı’nda bütçe
komisyonundaki tartış
malarda görev almış (TDTC, 1934
b
, s.
15),
yine aynı Kurultay
sonunda Umumî

ne
de
seçilmiştir (TDTC, 1934
b
, s.
106).
Dikkat

edilmesi
gereken nokta şudur
:
Okula

kelimesi, Atatürk’ün cevap telgrafında kull
anması için
hemen o gece
-
yani 4 Aralık 1934 gecesi
-

anlık olarak türetilmiş

(veya uydurulmuş)

bir
kelime değildir. Bu kelime zaten bu tarihten 6 ay önce Haziran 1934’te tarama

dergisinin
5. fasikülünde basılmıştı

(bk. Resim 5, Resim 6).
Süreç şöyle gerçekleşmiş olmalıdır:
Atatürk

4 Aralık 1934 gecesi

Mülkiyelil
erin telgrafına cevap vereceği zaman

mektep

için
Türkçe karşılık
sormuş ve

çevresindekiler

veya
hemen ulaşılan Kurum
yetkilileri,

bu
karşılık için
-
Ağustos

1934’te bütün fasikülleri yayımlanmış

olan
-

Osmanlıcadan
Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi’
ne bakarak
okula

kelimesini Atatür
k’e
sunmuşlardır.
Kelimeyi Urfa Mebusu Refet Bey’in uydurduğuna ilişkin
tek kanıt,

Banguoğlu’na

söylenen
“Bizim Urfa mebusu Refet uy
durdu
.
” ifadesidir.
Konu hakkında
b
u anekdottan daha

başka kanıtların

olduğu ve
kelimenin

Bey

tarafından
uydurulduğunun ispatlandığı varsayılsa bile
bu

uydurma

işi, Atatürk’ün telgrafıyla
ilgisiz olarak bu tarihten çok önce yapılmış olmalıdır ki
karşılık önerisi,
değişik
incelemelerden geçsin ve Haziran 1934’teki 5. fasikülde basılsın. Kelimeyi gerçekten
Urfa Mebusu
Refet Bey mi uydurdu yoksa TDTC’ye
Urfa’dan ge
len derleme fişleri
içinde böyle

bir kelime var mıydı?
Okula

kelimesi için Banguoğlu’na
“Bizim Urfa
.
” diyen “Kurumdan biri” kimdi?

Refet Bey, bu “uydurma” işini
derleme
-
tarama çalışmalarına ilişkin bir toplantıda mı yaptı?
Olayı
Banguoğlu’na
aktaran “Kurumdan biri” o toplantıda var mıydı?

Eldeki bilgi ve belgeler, bu soruların
kesin cevaplarına ulaşmak için şimdilik yetersiz kal
maktadır.

Sonuç olarak Besim
Atalay
,
okula
’nın
ilk olarak
Atatürk’
ün telgrafı için önerildiğini
söylese

d
e yukarıda açıklandığı
üzere

okula
’nın
mektep

karşılığı olarak belirlenmesi
, çok
önceye dayanmaktadır.
Atalay’ın açıklamasındaki “
Aradan birkaç gün geçtikten sonra
kelimenin sonundaki
a

sesinin atılarak
okul

şeklinde kullanılmasını emretmişler
.”
i
fadesi
nde de bir

düzeltme yapmak gerekmektedir.
Buraya kadar anlatılanlardan

Okula

kelimesi, Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi’nde
n alınarak
Atatürk’e sunuldu. Atatürk kelimeyi 4 Aralık 1934’te telgrafta
kullandı; sonrasındaki
günlerde
sondaki a sesini atarak okula
’yı okul’a çevirdi.”

şeklinde bir
yargıya ulaşmak

mümkündür.
Ancak 26 Kasım 1934’te Akşam gazetesinde yayımlanan bir haber, böyle
bir çıkarımda bulunmaya engel olduğu gibi konuyu yeniden çıkmaza sokmaktadır (bk.
Resim 10):





10


Refet Bey, sonradan “Ülgen” soyadını almış olmalıdır. Üçüncü Türk Dili Kurultayı teri
m
komisyonu üyesi olarak “Refet Ülgen, Urfa Saylavı” kaydı vardır (TDK, 1937: 32). Refet Bey’in
(Ülgen) anket komisyonunda veya derleme
-
tarama fişlerinin değerlendirmesi işlemlerinde görev
alıp almadığı kesin olarak tespit edilemedi. Anket komisyonunda gör
ev alan bir Refet Bey (İshak
Refet Bey) vardır (Kılavuz işi…, 1933) ancak İshak Refet Bey ile Banguoğlu’nun açıklamasında
geçen Refet Bey, faklı kişiler olmalıdır çünkü İshak Refet Bey, “Işıtman” soyadını almıştır. Hem
İshak Refet Işıtman

hem de
Refet Ülge
n
, Üçüncü Türk Dil Kurultayı’na üye olarak katılmıştır
(TDK, 1937: XVI
-
XX).


SEDAT BALYEMEZ


127



Resim 10:
Mektep kelimesinin karşılığı ile ilgili haber (26 Kasım 1934, Akşam)


Görüldüğü üzere Atatürk’ün
okula

kelimesini

kullanmasından bir hafta önce

yayımlanan bir haberde
mektep

için

okul

kelimesinin kabul ed
ileceği yazılmıştır.
Şu
durumda
“Önce Atatürk okula’yı
4 Aralık 1934’te
telgrafta kullandı sonra da
okula’yı
okul’a çevirdi.”

yargısı,

yanlış olmaktadır.

Dil çalışmalarına ilişkin gelişmelere,
haberlere
birkaç farklı gazetede ulaşmanın

genellikle mümkün olmasına rağmen
Akşam’da
ki

bu haber
;

diğer gazetelerde tespit edilememiştir.
in
kaynağı da belirtilmemiştir.

H
aberde bir dizgi hatası olduğu
,

okula

yerine yanlışlıkla
okul

basıldığı düşünülebilir.
Ancak
okul

kelimesinin
birkaç gün içinde diğer ga
de
kullanılmaya başla
ması,
dizgi hatası

ihtimalini de ortadan kaldırmaktadır
11
.


Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi

(I
-
II)
,
sadeleştirme

çalışmalarının nihaî eseri olarak planlanan

karşılıklar kılavuzu
12

için bir hazırlık eseridir.
Bu
hus
u
s
,

Dergi’nin ön sözünde şöyle ifade edilmiştir (TDTC, 1934
c
, s.
7)
13
:


Derleme fişlerinden, yerli ve yabancı lügatlerden, yazma ve basma kitaplardan taranan
karşılık fişleri (125.420)ye varıyordu. Bunlar arasında bir seçme yaparak dilimizde
kullanılan yabancı sözlere birer karşılık gösterir
Kılavuz

neşretmezden önce, bu
karşı
lıkların hepsini bir Dergi de toplama
k ve bunları herkesin gözü önün
e koymak
Cemiyetçe daha uygun ve yerinde göründü. Böylelikle derleme ve taramadan gelmiş,
karşılık olabilecek bütün sözler herkesin kontrolundan geçebilecek, herkes için aynı
intihap ve iş
tirak şartları yaratılacak,
Kılavuz

herkesin ortaklığı ile vücuda
getirilebilecektir.

İşte bunları düşünerek
Tarama Dergisi

adını verdiğimiz ve kaynaklardan gelmiş bütün
karşılıkları, içinde toplamağa çalıştığımız bu kitap tertip ve neşrolunmuştur.


Yani
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi

deki karşılıklar,
ileride yeniden incelenmesi planlanan ham malzemed
ir. Bu nedenle de

Tarama
Dergisi’nde

bir yabancı kelime için o kelimeye karşılık olabilecek bir
den fazla

kelimeye
yer verilmiştir.
“Bir yandan gazetelerde öbür yandan devlet dairelerinde Dergi’ye
bakarak yazılan yazıların anlaşılmasındaki güçlük ve bir anlam için başka başka sözlerin
kullanılmasından doğan karışıklık” (
Dilmen, 1935
a
)
,
Osmanlıcadan Türkçeye Söz
Karşılıkları Tarama Dergisi’
deki kelimelerin yeniden incelenmesi ve kılavuz hazırlama
çalışmalarının

hızlandırılmasını gerekli kılmıştır
.
Bu amaçla TDAK
’de

Kılavuz Kolu




11


Bu konu, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak incelenecektir.

12


Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu adıyla basılan eser.

13


Kaynak metnin imlâsı üzerinde herhan
gi bir değişikliğe gidilmeden alıntı yapılmıştır.

128


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


adıyl
a bir komisyon kurulmuştur.
Falih Rıfkı Atay’
ın başkanlı
ğında
ki
Kılavuz Kolu
,
ilk
toplantısını 24 Aralık 193
4
’te yapmıştır.

Her kelime için sadece bir karşılık önerme

(Dilmen, 1935
a
)

prensibi ile çalışan
Kılavuz Kolu
, Ankara ve İstanbul’daki bir dizi
toplantıdan sonra
karşılıklar kılavuzu

için düşündüğü kelimeleri seçmiştir
.

Kılavuz Kolu
’nun seçtiği kelimeler, Türk Dili Araştırma Kurumunun bildirisi ile
25
Mart 1935’ten itibaren
Ulus gazetesinde yayımlanmaya başla
mıştır
. TDAK, bildirisinde
kılavuz sözleri için daha uygun bir karşılık bulab
ilen yurttaşların önerilerini bir ay için
de

Türk Dili Araştırma Kurumuna göndermelerini istemiş ve bunun için örnek bir

form
eklemiştir (bk. Resim 11).
Yani karşılık bulma
çalışmaları için yeni bir anket

başlatılmıştır
14
.



Resim 11:
Kılavuz sözlerine
öneriler

i
çin TADK’ye gönderilecek form (25 Mart 1935, Ulus)


Kılavuz sözleri listeleri,
4

Mayıs 1935’e kadar peyderpey yayımlanmıştır.
Mektep
kelimesi için Kılavu
z Kolu’nun belirlediği karşılık,
24 Nisan 1935
’te yayımlanan 31.
l
istede yer almıştır.
Hazira
n 1934’teki
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama
Dergisi
5. fasikülde

“okunak, okulağ (okula)”
olarak belirlenen karşılıklar,

24 Nisan
1935
’te tek kelimeye indirilmiş ve
okula

kelimesi yayımlanmıştır (bk. Resim 12).
Aynı
kelime 30 Nisan 1935’te
şakirt

için verilen karşılıklarda da kullanılmıştır (bk. Resim 1
3
).



Resim 12:
Kılavuz Kolu
’nun
m
ektep

için
belirlediği k
arşılık (24 Nisan 1935, Ulus)


Resim 13:
Kılavuz Kolu
’nun
şakir
t

için
belirlediği karşılık (30 Nisan 1935, Ulus)


Bu resimlerdeki Fransızca kelimeler
hakkında bir açıklama yapmak

yararlı olacaktır
.
Listede
ecole

kelimesinin bulunması
,


okul
’un
ekol
’den alındığının kanıtı” olarak
değerlendirilmemelidir.
Yayımlanan listelerde
,
bu şekilde Fransızcası yazılan birçok
kelime vardır
. Bu durum, listenin başına
TDAK tarafından eklenen
“Yeni konan



14


25 Mart 1935’te Türk Dili Araştırma Kurumu tarafından başlatılan bu anket ile 12 Mart 1933’te
Türk Dili Tektik Cemiyeti tarafından başlatılan anket, birbiriyle karıştırılmamalıdır. Bu anketler,
Atatür
k dönemi sadeleştirme çalışmalarının farklı basamaklarında aynı amaçla yapılmış
anketlerdir.


SEDAT BALYEMEZ


129


karşılıkların iyi ayırt
edilmesi için

gereğine göre Fransızcaları yazılmış, ayrıca örnekler
de konulmuştur.” notuyla açıklanmıştır.

Yani
okula

kelimesinden sonra
e
cole

yaz
ılmasındaki amaç, bu kelimenin
ecole

den
alındığını

göstermek

değil
dir.
Nitekim
Resim 13’teki kelimelerin de Fransızca karşılıkları hemen yanlarında gösterilmiştir.

Karşılık bulma çalışmalarının

devam ettiği birkaç

yıllık süreç içinde zaman zaman
“dile
yerleşmiş, anlamı herkesçe bilinen

kelimeler için karşılık

aramanın ne kadar doğru
olduğu” yönünde bazı tartışmalar

yaşanmışsa da söz konusu kelimelerin “aslında
Türkçe” olduklarının

ispat edilmesi durumunda dilde kalmalarına müsaade edilmesi

gerektiği görüşü baskın
gelmiştir
.
Falih Rıfkı
Atay

(1980, s. 478)
,
hüküm

kelimesinin
dilde
kalışının hikâyesini anlatırken bu düşünceye işaret etmiştir
: “
İstiyordu
15

ki
Türkçe
de

mümkün olduğu kadar çok kelime bırakalım, ancak bu kelimelerin Türkçe
olduğunu da izah edebilelim.”
.
Türkçe olmadığı hâlde
Türkçe olduğu izah edilebilen

birçok kelime, bu yolla dilde kalmıştır (bk. Resim 14).
Kılavuz listeleri
nin başında liste
hakkında aç
ıklama yapılırken

Türkçe köklerden gel
diği düşünülen sözlerin yanına
(T.
K
ö
.
)

kısaltmasının konulduğu belirtilmiştir. Mesela ilk listede bulunan Arapça
acaba

kelimesi için herh
angi bir karşılık önerilmemiş,
acaba

kelimesi aynen alınarak yanına

(T. Kö.)

yazılmış ve bu kelimenin
zaten Türkçe

olduğu vurgulanmak istenmiştir
.
Yine
Arapça
m
kelimesi için
ülke

kelimesi önerilmiş bunun yanında yine “memleket
(T. Kö.)” yazılarak
memleket’
in de aslında Türkçe olduğu ve kullanılabileceği

söylenmek istenmiştir

(bk.
Resim 14).
Mektep

kelimesinin de aslında artık Türkçeleşmiş
olduğu ve bu kelimeye karşılık bulunmasının gereksiz olduğu belirli aralıklarla
tartışılmıştır. Kılavuz Kolu,
mektep

için
okula

karşılığını kabul ettiği 24 Nisan’dan bir
gün sonra bir düzeltme notu yayımlayarak
“Mektep (T.Kö.)” düzeltmesini eklemiştir.
Bu durum, Kılavuz Kolu’nun
mektep

kelimesini aslen Türkçe k
abul ettiğ
i ve
okula

yanında
mektep

kelimesinin de kullanıla
bileceğini

kabul ettiği anlamına gelmektedir.
16

(bk. Resim 15):





15


Atay, burada Atatürk’ü kastediyor.

16


Dile yerleşmiş olan bu Arapça kelimenin atılmaması için “hüküm” kelimesinde izlenen (Atay,
1980, s. 478) yola benzer bi
r yol izlenmiş ve kelimenin
Türkçe olduğu

bir şekilde izah edilmiş
olmalıdır (?).

130


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?








Resim 14:
Kılavuz listelerinde Türkçe kökenli
olarak gösterilen bazı yabancı kelimeler


Resim 15:
Mektep

için yayımlanan düzeltme
metni (25 Nisan 1935, Ulus)


Kılavuz listelerinin
sonuncusu 4 Mayıs 1935’
te yayımlanmış ve birkaç gün içinde

yeni bir ekleme
-
düzeltme listesi yayımlanacağı belirtilmiştir.
Sözü edilen

liste, 9 Mayıs
1935’te yayımlanmıştır
.
Böylece
kılavuz

kelimelerine son
şekil

verilmiştir.
Bu son
listede

mektep

kelimesi
için yeni bir düzeltme
yer almaktadır
(bk. Resim 1
6
):




Resim 16:
Mektep
karşılığı için yapılan düzeltme (9 Mayıs 1935, Ulus)


Yani 24 Nisan 1935 ile 9 Mayıs 1935 arası,
mektep

için tartışmalı bir dönem
olmuştur. Kılavuz Kolu’nda ve dil sohbetlerinde “
M
ektep

dilden
atılmalı mı kalmalı

?
” tartışmaları
çerçevesinde görüş ayrılıkları ve karar değişiklikleri olduğunu
söylemek mümkündür.
Listelere yansıyan kelimeler göstermektedir ki
24 Nisan’da
“Atılsın ve yerine
okula

kullanılsın.”
ş
eklinde bir

g
örüş

söz konusudur. Bu görüş, 2
5
Nisan’da “
Mektep

de kalsın, zaten Türkçedir; isteyen
okula



isteyen
mektep
’i

kullansın
.

ş
eklin
e dönmüş

olmalıdır
.

9 Mayıs’ta
iki değişiklik birden olmuştur. Hem
mektep
’in

Türkçe olmadığına ve atılmasına gerektiğine yeniden karar verilmiş hem de
okula

kelimesi,
okul
’a dön
üştürül
müştür.
Bu düzeltmenin önemli yönü şudur: TDAK,
okul

kelimesini
okula
’dan kısalttığını
açıklamış

durumdadır.
Tarama dergisindeki
(TDTC, 1934a,
s. 49
9) açıklamalarda
birlikte değerlendirdiğimizde
okulağ


okula


okul

şeklinde bir değişim süreci yaşan
dığı açıktır.


SEDAT BALYEMEZ


131


Kar
şılık bulma çalışmaları
nın sonraki basamağı “her gün beş kelime” uygulamasıdır.
Gazete ve dergi sahipleri, dil çalışmalarına destek olmak için TADK ile bir çalışma
başlatmıştır. Buna göre
TADK,

lere
her gün beş kelimede
n oluşan bir
liste gön


y
azı işleri

direktörleri ile düzeltme şefleri,
gazete ve mecmualara gelen yazılardaki Osmanlıca kelimeleri listelere göre değiştirecek
veya yazıcılarına değiştir
te
ceklerdir.”

(Türk gazete ve …, 19
3
5)
. Bu uygulamanın ilk
listesi 16 Mayıs 1935’
te gazetelere gönderilmiştir.
Mektep

kelimes
inin yer aldığı
dördüncü liste ise
19 Mayıs 1935’te yayımlanmıştır
. Burada 9 Mayıs’taki “okul
(okula’dan)” karşılığı yerine “okul (okula)” karşılığı verilmiştir
(bk. Resim 17):



Resim 17: “
Her gün beş kelime”,
dördüncü liste (19 Mayıs 1935, Akşam)


“Her gün beş

kelime


uygul
a
ması,
48 gün sürmüştür. TDAK, 5 Temmuz 1935

tarihli

bu 48 günlük listeyi topluca yayımlamış
ve bu listelerdeki karşılıkların
iyice yerleşmesini sağlamak için yeni liste gönd
erilmeyeceğini duyurmuştur
. 5 Temmuz
1935’te yayımlanan 48 günlük toplu listede mektep için herhangi bir değişikliğe
gidilmemiş ve
19 Mayıs 1935’teki (bk. Resim 17) “okul (okula)” karşılığı korunmuştur.

Karşılık bulma çalışmalarının
son aşaması

ise baştan beri
planlanan

karşılıklar
kılavuzunun yayımla
nmasıdır. Bütün bu çalışmalar

belirlenen

kelimeler
, 26
Eylül 1935’te satışa sunulan

Osmanlıca
da
n Türkçeye Cep Kılavuzu’
nda bir araya
getirilmiştir.
Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’
nda
mektep

için yine bir değişiklik
yapılmış ve daha önceleri parantez içinde

verilen

okula
kelim
esi
kal
dırılmış;
geriye
132


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


sadece
okul

kalmıştır

(bk. Resim 18).
Böylece 26 Kasım 1934’te Akşam gazetesinde
geçen “
Mektep

kelimesinin öz

Türkçe karşılığı olarak
okul
sözünün kabul edileceği
söyleniyor.” haberi,

yaklaşık
11 ay

sonra resmîlik kazanmıştır.




Resim 18:
Mektep

için belirlen son karşılık (TDAK, 1935, s. 195)


Ö
nceki sayfalarda
değinilen

bir hususu
n

burada yeniden
vurgulamasında

yarar
görülmektedir
.
Resimde

geçen

ecole

kelimesi,


okul
’un
ekol
’den alındığının kanıtı”

değildir
.
Cep
Kılavuz
u’
n
da

Fransızcası yazılan
böyle
birçok kelime vardır.
O
kul

kelimesinden sonra
ecole

yaz
ılmasındaki amaç, bu kelimenin
ecole

d
en alındığını
göstermek değil;
ecole
’nin

anlamı ile
okul

un

anlamının aynı olduğunu göstermektir.

Nitekim aynı resimdeki
mektup

için de

bu kelimenin Fransızcası olan

yazılmış
tır
ve bu durum
mektup

için önerilen

karşılığının Fransızca

kelimesinden
alındığı
,
bozulduğu

anlamına
gelmemektedir
.


1
-
3
-

Mektep

İçin Önerilen
Karşılıkların
ın

Kullanılması ve Dile Yerleşmesi
Durumu

Bu bölümde, değişik zamanlarda
mektep

için önerilmiş olan “okunak, okulağ, okula,
okul” kelimelerinin
kullanımı ve dile yerleşmesi üzerinde b
azı tespitlerde bulunulacaktır.
Okunak

önerisinin
-
tespit edilebildiği kadarıyla
-

ilk ol
arak 1 Aralık 1932’de
i
Milliye

gazetesinde önerildiği,
çalışmanın ön
ceki bölümlerinde belirtilmişti
.
Bu öneri
bireysel

bir nitelik taşımaktaydı çünkü henüz o tarihte
karşılık bulma konusunda
TDTC tarafından
herhangi bir faaliyet başlatılmamıştı.

Haziran
1934’te TDTC

tarafından
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi
5. fasikülün
yayımlanması,
mektep

için y
eni bir dönemin başlangıcıdır. O

yıllarda yayımlanan
deki dil kullanımı göstermektedir ki
devrimin yarattığı heyecana

rağmen
mektep
kelimesi,
yerine geçmek üzere önerilen
“okunak, okulağ (
okula
)

ya üstünlük
sağlamış;
mektep
’in
yaygın
kullanımı devam etmiştir.
Bu karşılıkların duyurulduğu
Haziran 1934’ten
Atatürk’ün
okula

kelimesini kullandığı Aralı
k 1934’e kadar geçen
sürede
mektep

i

Milliye gazetesinde 69, Vakit gazetesinde 68, Akşam
gazetesinde 57 defa kullanılmıştır.
Okunak, okulağ
kelimeleri
nin


mektep

yerine kullanıldığı

-
tespit edilebildiği kadarıyla
-

sınırlı kullanımlar

ise

şunlardır
17
:


“dil okunağı”
(Dil Savaşı İçin …, 1934)


okunak hocaları


(
Yurt Postası

…, 1934)


okunağın kapısı


(Sarı Güllü Ev, 1934)


“Sümer okunakları”
(Aruz Türk Veznidir, 1934)

“okulağın sıraları”
(Kültür Bakanlığına …, 1934)




17


Veriler, Milli Kütüphane dijital arşivindeki tarama sonucu elde edilmiştir. Eksik sayı ve sayfa, dizgi
hatası, font bozukluğu sebebiyle okun mama vb. durumlar dikkate al
ındığında hem “mektep” hem
de “okunak, okulağ” için verilen sayıların daha yüksek olma ihtimali vardır.


SEDAT BALYEMEZ


133


“orta okulak”
(Çanakkele Mekteplileri, 1934)

“yüksek okulak”
(Mordovyada …, 1934)

“ilk okunak baş hocası”

(Adana’da okuma…, 1934)


1934’te
mektep

karşılığı olarak kullanılan
okulak
, bugün Bartın’da

bir mahalle adında
da yaşamaktadır.
Halk arasındaki bir rivayete
göre
Fatih Sultan Mehmet, Amasra’yı
fethetme hazırlıkları yaparken buraya topçu eğitim binaları kurmuştur. Bu eğitim
binalarının bulunduğu alana ‘okullar mahallesi’ adı verilmiş ve bu kelime daha sonra
‘okulak’a dönmüştür.
Bu anlatım, el
bette bir halk yakıştırmasıdır çünkü
17 Nisan
1935’te
Bartın gazetesinde

yayımlanan bir habere göre
Bartın Belediyesi, Türkçe
olmayan mahalle isimlerini


öz Türkçe isimlerle
değiştirme


kararı almış ve o tarihe
kadar “Mektep Mahallesi” olan mahallenin adı “Okulak Mahallesi” olarak
değiştirilmiştir (Mahalle ad
ları…, 1935)

18
.
Dil Devrimi’ne
destek olmak amacıyla
yapılan bu isim değişikliğindeki “
okulak” ke
limesi, kuşkusuz

Osmanlıcadan Türkçeye
Söz Karşılıkları Tarama Dergisi’
nde
mektep
’e karşılık olarak önerilen
okulağ

kelimesidir.


26 Kasım 1934
’te
Akşam gazetesinde çıkan
“Mektep kelimesinin öz Türkçe karşılığı
olarak okul sözünün kabul edileceği söyleniyor.”

haberi
yle

ve Atatürk’ün 4 Aralık
1394’
te
Mülkiye Mektebi

için
“Siyasal Bilgiler Okulası”

adını kullanması
yla birlikte
artık gazetelerde
mektep

yanında
okul

ve
okula

da kullanılmaya başlamıştı
r. Önceki
bölümlerde anlatıldığı üzere Akşam’
daki haber (bk. Resim 10),
oldukça kısadır ve

herhangi bir

kaynağa dayandırılmamıştır.
Buna rağmen
okul

kelimesi
, hemen tutun
muş
ve sıkça kullanılır olmuştur.
Bu

kelime, Aralık 1
9
3
4 içinde

mektep

karşılığı olarak Ulus

defa
defa
, Akşam gazetesinde 4
defa
defa

kullanılmıştır
19
.

Aralık 1934’te artık
mektep, okula

ve
okul

kelimeleri,
eş zamanlı ol
arak
kullanılmaya başla
mıştır

(bk. Resim 19, Resim 20)
.





18


Bartın gazetesi, 1924’ten beri düzenli olarak yayımlanan bir yerel gazetedir. Samancıoğlu’nun bir
çalışmasında (1954, s. 162), bu mahallenin eski a
dının “Mektep Mahallesi” olduğu bilgisine
rastlanınca bu isim değişikliğinin hangi yıl yapıldığı tespit edilmeye çalışılmış; önce Bartın
Belediyesi meclis tutanakları incelenmek istenmiş ancak ilgili tutanak kayıtlarının 1960 sonrasını
kapsadığı söylenince

Bartın gazetesinin arşivi taranmış ve değişikliğin 1935’te yapıldığı tespit
edilmiştir. Gerek bu durum gerekse de çalışmada atıf yapılan diğer gazete haberleri, kullanılan
kupürler; gazetelerin ve arşiv tutmanın dil, tarih, kültür çalışmaları için oldukça

önemli olduğunu
göstermektedir.

19


Veriler, Milli Kütüphane dijital arşivindeki tarama sonucu elde edilmiştir. Eksik sayı ve sayfa, dizgi
hatası, font bozukluğu sebebiyle okunmama vb. durumlar dikkate alındığında verilen sayıların daha
yüksek olma ihtima
li vardır.

134


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?



Resim 19:
Mektep

ve
okul

kelimelerinin birlikte kullanıldığı bir
haber (
0
5 Aralık 1934, Kurun)


Resim 20:

Mektep

için
okula

kelimesinin kullanıldığı bir
haber (17 Aralık 1934


Ulus)


Okul, okula,

mektep

kelimeleri; 1935 y
ılında da birlikte kullanılmıştır.
Burada
üzerinde durulması
gereken önemli bir nokta vardır.
Okula

kelimesi
,

TDTC tarafından
hazırlan
an

tarama dergisinde
yer almış

ve Atatürk tarafından da kullanılmıştır. Bu
n
edenle de söz konusu
kelimenin
mektep

yerine kullanılması, tercih edilm
esi olağan bir
durumdur. Ancak
ok
ul

kelimesi
için
-
tespit edilebilen
-

herhangi bir resmî kayıt, açıklama

yoktur. Böyle olmasına rağmen yukarıda da belirtildiği gibi bu kelime de sıkça kullanılır
olmuştur.
Besim Atalay’ın “Atatürk önce bir telgrafta
okula

kelimesini kullandı sonra da
kelime sonundaki
a
’nın atılmasını buyurdu ve
okul

oldu.” açıklaması ile 26 Kasım 1934
tarihli Akşam gazetesindeki
“Mektep kelimesinin öz Türkçe karşılığı olarak okul
sözünün kab
ul edileceği söyleniyor.”

haber arasında bir uyumsuzluk olduğunu önceki
sayfalarda belirtmiştik.
TDTC’nin Haziran 1934’te önerdiği “okunak, okulağ (okula)”
üzerinde bu tarihten son
ra
Atatürk’ün sohbetlerinde
bazı
değerlendirmelerin yapıldığı

ve
bu tartışmalar sırasında

okul

fikrinin de orta
ya

atıldığı, Akşam’daki haberin de bu
görüşmelere
dayandığı söylenebilir.
An
cak her durumda bu tartışmalar
okula

telgrafının
çekildiği

4 Aralık 1
9
3
4’ten sonra değil
,

okul

haberinin yayımlandığı
26 Kasım 1934’ten
önce yaşanmış olmalıdır.
Şu an için ulaşılabilen herhangi bir kayıt olmasa da
Atatürk’ün

okula
kelimesini ilk olarak kullandığı
0
4 Aralık 1934’ten önceki herhangi bir zamanda,
Atatürk veya TDAK
üyelerinin
bulunduğu bir ortamda
okula


okul

değişimi

de bir
şekilde
gündeme getirilmiş olmalıdır.
Haziran 1934’teki
tarama dergisine girmemiş,
TDAK’nin resmî listelerine

de

düzeltme ile

ancak

0
9 Mayıs 1935’te gire
cek bir
kelimenin
Aralık 1934’ten itibaren yaygın bir şekilde kullanılması,
başka
tür
l
ü izah
edilemez.
Böyle bir

durumda

da

akıllara
şu

soru
l
ar

gelmektedir: TDAK

daha
Kasım
1934
’teyken
okul
kelimesini benimsediyse
mektep
’in karşılığı olarak niçin

04 Aralık
1934’te Atatürk’e
okula

kelimesi gönderildi?

TDAK Kılavuz Kolu,

kılavuz listelerinde
niçin
okul

kelimesini değil
de 24 Nisan 1935’te
okula
, 25 Nisan 1935’te “okula, mektep
(T.Kö.)”

karşılıklarını
yayımladı
?
Mektep

karşılığı olarak
okul
’u kabul
etmeyi niçin

9
Mayıs 1935’e

kadar geciktirdi
?
20

Eğer
26 Kasım 1934’teki
okul

haberi
TDAK’den



20


TDAK Kılavuz Kolu’nda yer alan Besim Atalay da 2 Ocak 1935 tarihli bir yazısında
mektep
’in
karşılığı olarak
okul
’u kullanmıştır (Atalay, 1935).


SEDAT BALYEMEZ


135


bağımsızsa küçük bir haber üzerine
bu kelime
nasıl oldu da yaygın

bir şekilde
kullanılmaya başla
dı?

Mektep

karşılığı olarak
okul
’u
ilk defa
kim önerdi?
Eldeki bilgi ve
belgeler, bu
sorular
ı cevaplamak için
şimdilik
kalmaktadır.


Yeni kelimelerin türetildiği ve dile yerleştirilmeye çalışıldığı bu dönemde
resmî
kurumlar yanında özel kurumlar da
“yeni kelimeleri kullanma ve devrime destek olma”
çabası
içinde olmuştur

(bk. Resim 21, Resim 22).



Resim 21:
Mektep

yerine
Okula

kelimesinin
kullanılması (1 Şubat 1935, Akşam)




Resim 22:
Mektep

yerine
o
kula

kelimesinin k
ullanılması (4 Şubat 1935,
Akşam)


1934’ün sonunda
ortaya çıkan


okul
,
okula

ve
mektep
’in eş zamanlı kullanılması”
durumu, 1935 yılında da devam etmiştir.
Bu kelimelerin üçü de birlikte veya ayrı ayrı
kullanılmıştır:



Resim 23:

Okul
ve
Okula

kelimelerinin
birlikte kullanıldığı bir ilan (27 Ağustos
1935, Akşam)


Resim 24:
Okul
ve
mektep
kelimelerinin birlikte
kullanıldığı bir ilan (27 Ağustos 1935, Akşam)


136


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


Okul

veya
okula
kullanımında kurumlar bakımından da birlik söz konusu değildir;
aynı tür kurumlarda bile farklı kelime görülebilmektedir. Birer gün ara ile yayımlanan
aşağıdaki ilan
lar
da aynı
türden kurumlardan biri
okul
, diğeri
okula
kelimesini
kullanmıştır

(bk. Resim 25, Resim 26)



Resim 25:
Okula

kelimesinin kullanıldığı askerî ilan (13 Eylül 1935, Ulus)



Resim 26:
Okul

kelimesinin kullanıldığı askerî ilan (14 Eylül 1935, Ulus)


Bir önceki başlıkta kılavuz sözleri listelerinin yayımlanması ve
mektep

için önerilen
karşılıklardaki değişikliklere değinilmişti. Bu değişikliklerin yaşandığı 24 Nisan 1935


9
Mayıs 1
9
3
5 arası, Mülkiye Mektebi için de önemli gelişmelerin
yaşandığı bir
dönemdir. Mülkiye
nin Ankara’ya nakli için
gerekli
kanunun görüşmeleri de döneme
denk gelmiş
tir.
Mektep

kelimesi için önerilen karşılıklar,
Mülkiye Mektebi için
hazırlanan kanun görüşmelerine de yansımış ve Atatürk’ün kullandığı “Siyasal Bilgiler
Okulası” a
dıyla Meclis’e gelen tasarı,
son komisyondan
“Siyasal Bilgiler Okulu”
olarak
çıkmıştır (bk. Resim 27).




Resim 27:

Siyasal Bilgiler Okulası

adının değiştirilmesi (TBMM, 1935)


1935 yılı gazetelerinden alınan aşağıdaki cümlelere de

okula

kelimesi,
mektep
’e

karşılık olarak

kullanılmıştır. Yani

okula

kelimesi de
okul

yanında sık kullanılan bir
karşılık olmuştur:


SEDAT BALYEMEZ


137


Eskiden
okuladan

başka çocuk kurumu yok iken …

(Çocuk Haftası…, 1935)

Okulayı

bitiren ve hemşire çıkan bayanlar …

(Hastabakıcı … 1935)

Halk arasına katışmış ve kendini sevdirmiş bay ve bayan öğretmenlerin
okuladan
tarlaya kadar her işte …

(Öğretmenlerden …, 1935)

Üsküdar halkevi tarafından da
Üsküdar ilk
okulalarında

okuyan fakir çocuklara …

(Çocuk Balosu…, 1935)

Çıktığı yüksek
okulanın

şahadetnamesi veya tasdikli sureti

(İstanbul …, 1935)

Kutludüğün köyündeki
okulada

okuyan fakir çocukların bi
tikler

ile de
fterleri
kalemleri kâğıtları alın
ıp kendilerine verilmiştir
.

(
Ankara’da Dün …,1935)

Mektep karşılığı olarak
okul
’da

karar kılınması ve bu karşılığın
26 Eylül 1935’
te
satışa sunulan
Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’
nda yayımlanmasından sonra
okula
’nın yerini yavaş yavaş
okul

almıştır.
Elbette

mektep

kelimesi de

hemen

kullanımdan

kalkmamış,
okul
’la

birlikte kullanılmaya devam etmiştir.


2
-

Oku
-

Fiilinin İlgili Dönemdeki Kullanımı

Günümüzdeki anlamlar
ı esas al
ındığında

oku
-

fiili ile
okul

arasında bir anlam
bağlantısı vardır.
Ancak b
u kelimenin yapısı

bakımından b
u fiilin günümüzdeki şekli ve
anlamı değil
okul
’un türetildiği

dönemdeki

ve o dönem bilinen tarihî
metinlerdeki
oku
-

fiili

ve

fiilin anlamı

önemlidir.
Acaba
okul
kelimesinin kullanılmaya başladığı dönemde
oku
-

şeklinde bir fiil var mıydı? Varsa

hangi

anlamda kullanılıyordu, o dönemde
ki
mektep
kelimesi ile anlam bakımından ilişkili miydi
?
Eğer
o yıllarda

veya o dönem
bilinen

tarihî metinlerde

oku
-

fiili yoksa veya varsa bile
mektep
, ders, kıraat,
tahsil
görme
, öğrenme

vb. gibi
anlamlardan uzak bir anlama sahipse
mektep

kelimesine
karşılık aranır
ken
oku
-

fiilinin

akla
hiç
gelme
miş

olması normaldir

ve

bu durumda


Okul

kelimesi,
Fransızca
ekol
’ün
okul

olarak Türkçeye uyarlanmış
şeklidir.”

tezi, öne
çıkacaktır. Ancak o dönemde
oku
-

fiili varsa ve ilgili
kavram
alanı içinde kullanılıyorsa
mektep

kelimesine karşılık ara
nırken bu fiilden hareket edilmiş olması
ihtimali
,

mutlaka
dikkate alınmalıdır.


12 Mart
1933’te başlatılan dil anketinde karşılık aranan
Arapça
-
Farsça
kelimeler,
Ka
mus
-
ı Türkî’
den seçilmiştir

(Dilmen, 1935b).

Yine
Ka
mus
-
ı Türkî
,

Osmanlıcadan
Türkçeye S
öz Karşılıkları Tarama Dergisi

için

taranan eserlerden biridir ve
Cevat, bu eserden 7.432
tarama fişi çıkarmıştır (TDTC,
1934
c
, s.
56
).
Kamus
-
ı Türkî
’de
oku
-

fiili için “
Y
azı
l
mış bir şeyi gözden geçirip
sesle veya sessiz kıraat etmek; öğrenmek,
tahsil etmek; şarkı ve türkü söylemek; davet etmek; üfürükçülük etmek”

gibi anlamlar
verilmiştir.
Bu fiilden türeyen
okut
-

fiili için de “O
kumaya sev
k etmek, öğretmek,
ders
vermek …” gibi anlamlar sıral
anmıştır (Şemseddin Sami, 2015, s.
940).
Raif Necdet
Kestelli’nin 1927 hazırladığı Resimli Türkçe Kamus
’ta (Kestelli, 2004, s. 370) ve
İbrahim Alâ
ettin başkanlığında 1930’
da hazırlanan Yeni Türk Lû
gati’nde

de aynı
anlamlar vard
ır (İbrahim Alâettin vd., 1930, s.
833
-
834).
Mehmet Bahaettin’in
1924’te
basılan
Yeni Türkçe Lügat’inde
oku
-

fiili için

Harfleri toplayarak onlara
ayrı ayrı ses
vermesini bilmek; yazılmış ve tab olunmuş bir yazıyı kelimelerini telaff
uz ederek veya
138


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


gözle süzmek; tahsil etmek, dua okuyup üflemek, küfretmek, şarkı veya türkü
söylemek”;
okut
-

fiili için “okumaya sev
k

ve icbar etmek, öğretmek,
ders vermek, telkin
etmek, okuyup üflemesi için bir hocaya göstermek, tahsil ettirmek”
anlamları
bulunmaktadır (
573)
.

Görüldüğü gibi
okul
kelimesinin
kullanılmaya başladığı

yıllarda
oku
-

fiili,
döne
m
sözlüklerinde
mektep

kelimesi ile aynı kavram alanı içinde yer almaktadır.
Oku
-

fiilinin
aynı dönemde gazetelerde de aynı anlamlarda kullanıldığı görülmektedir.
Aşağıda bu
kullanımlardan
birkaç örnek sunulmuştur
21
:

mekteplerinde

çoluk çocuk sahibi kadınlarla ev bark
geçindiren erkekleri
okutan

genç muallimlere soruyoruz

(Yazı ve Lisan
, 1929)
.

Bunların hemen hepsinde dört beş Türk
muallim

vazife almıştır. Saati 75 kuruşa
ders
okutan

bu zavallıları ne vakit düşüneceğiz

(Barem tatbik…, 1929)
.

Bu muavenet, çocuğunu
mekteplerde okutan

fakat kâfi gıda veremeyen fakir ailelerin
şükranını celbetmişti

(Hilâliahmer…, 1929).

mekteplerdeki

tabiî ve fizikî ilimler tedrisatının bugünün
ihtiyaçlarına uydurmak, bu
dersleri okutan muallimleri



(Kursa Yüz Muallim…,
1931)

Çocuklarını İstanbul’da
okutan

bazı Çatalcalıların çocukları da Çatalcaya dönerek
bu
mektepte okuyacaklardır

(Çatalcada…, 1932).

mekteplerinde okutulan

ticaret ve iktisat coğrafyası,
dolayısıyla ticaret ve iktisat tarihi, şimdi hemen her
okumuşun

müşterek malı olmuştur

(Coğrafya Bilgisi…, 1932)

Kartımda isminin atına “
muallim

ve muharrir” yerine “yazıcı,
okutucu

yazdırışım…

(Şanıma Dair, 1929)

Ankara Hu
kuk
Mektebi okutucu ve okuyucularının

şükran ve heyecanlarını …

(Fahri Bey’in Nutku, 1931)

Panamada
mektep
, on beş senede epey zengin çocuğu
okuttu

(Panamadaki İsyan,
1930).

Bu adam ne yapıp yapmış gayet zeki olan kızını Edinburg
darülfünununda okutmuş

ve avukat çıkarmıştır

(İngiltere

de…, 1929)
.

O akşam tiyatroda sanatkârları ve temsil ettikleri eşhası anlayan geniş ve
okumuş

bir kitle
, o akşam tiyatronun havasında mutlak bir samimiyet candan bir arkadaşlık
vardır

(Ertuğrul Muhsin Bey…, 1929).

Urfa’da kaç
mektep

var, kaç çocuk
okuyor
?

(Urfa’da…, 1932)

mekteplerinde

umumî tarih ve umumî coğrafya bu seneden
itibaren Türkçe
okutulacak

(Orta Mektep…, 1932).




21


Metinlerdeki koyulaştırmalar, araştırmacı tarafından yapılmıştır.


SEDAT BALYEMEZ


139


Yuka
rıya çok sınırlı sayıda örnek
alındı. Dönem gazeteleri taratıldığında

bu şekilde
binlerce kullanım olduğu görülecektir.

Ö
rnekler, özellikle
anket çalışmalarının başladığı
12 Mart 1933 öncesinin gazetelerinden seçildi.
Yani
mektep

için henüz
herhangi
bir
karşılık bulma
çalışması

yokken bile
oku
-

fiili
,

mektep

kelimesiyle birlikte aynı kavram
alanı içinde kullanılıyordu.
Mektep,

oku
-

fiilinin
mekânıdır ve
mektep
için karşılık
aran
dığında

-
bu karşılık,

uydur
ma da olsa
doğru bir türetme
de olsa
-

akla ilk olarak
oku
-
, öğren
-
, yaz
-
, bil
-

gibi ayn
ı kavram alanından kelimeler gelecektir.
Anket çalışmaları
sırasında gazetelere gönderilen
ve çalışmanın önceki sayfalarında sıralanan
karşılık
örnekleri de
bunu doğrulamaktadır.



4
-

Okul

Kelimesinin Yapısı

Bu bölümde
okul

kelimesinin yapısı hakkında bazı tespitlerde bulunulacaktır.
Önceki
bölümlerde
mektep
’ten
okul
’a nasıl
bir değişim, gelişim olduğu;

kronolo
jik olarak
anlatılmaya çalışılmıştı
.

Kelimenin yapısı incelenirken bu
değişim mutlaka

dikkate
alınmalıdır.

Türk Dili

Tetkik Cemiyeti ve devamındaki Türk Dili Araştırma Kurumunun

yayın ve duyurularında
okul
, şöyle bir değişim göstermiştir:



Haziran
1934
-

Osmanlıcadan Türkçeye
Söz Karşılıkları Tarama Dergisi, 5.
Fasikül, s. 501


Haziran
1934
-

Osmanlıcadan Türkçeye
Söz Karşılıkları Tarama Dergisi, 5.
Fasikül, s. 499


24 Nisan
1935


Kılavuz sözleri listeleri,
Ulus gazetesi


9 Mayıs
1935
-

Kılavuz sözleri düzeltme
listeleri, Ulus gazetesi


19 Mayıs 1
9
3
5


“Her gün beş kelime”
listesi, Akşam gazetesi

140


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?



26 Eylül
1935


Osmanlıcadan
Türkçeye Cep Kılavuzu, s.195


Yukarıdaki resimlerden de
anlaşılacağı üzere
okul
kelimesi, dilimize
okulağ
� okula


okul

şeklinde bir değişim süreci sonunda yerleşmiştir.
Sadece

okul
üzerinden tartışarak
okulağ

ve
okula



dışarıda bırakmak,
doğru
bir yöntem

değildir çünkü
okul
,
bir
başlangıç y
apısı değildir; sonuç yapısıdır, bozulmuş ve kısalmış bir yapıdır.

Bu yapının
incele
n
mesi sırasında da yapının önceki durumu, göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu
nedenle


Kelimenin Türkçe oku
-

fiili ile ilişkisi yoktur.
Fransızca ekol, aynen okul’a

çevrilmiştir.”

görüşü de

Kelimenin ekol ile ilişkisi yoktur.
Türkçede

l fiilden isim
yapım eki vardır ve oku
-

fiil
in
den bu ekle okul ismi yapılmıştır.”

görüşü de
önceki yapılar

olan
okulağ

ve
okula
’yı dışarıda bıraktığı için geçerliliğini
yitirmektedir. Eğer
mektep

karşılığı için daha en baştan itibaren

okul

kullanılsaydı,
TD
T
C

ve
TDAK listelerinde
okulağ
, okula

hiç geçmeseydi
kuşkusuz bu iki görüşü de dikkate almak gerekirdi.

Okul

için

orta
ya

konulan görüşlerden biri de

“Fransızca
ekol

kelimesinden
esinlenilerek Türkçe
oku
-

fiilinden türetilmiştir.”
g
örüşü
dür.
Bu görüş hakkında bir
değerlendirme yapmak için
bu görüşteki
“Fransızca”

ile tam olarak ne kastedildiği
ni
Daha doğrusu kelimede “Fransızca etkisi” mi yoksa
“Fransızca unsur” mu olduğu
açıklanmalıdır.
Bu ikisi birbirinden farklı şeylerdir. Eğer
Türkçe
oku
-

fiilinin üzerine Fransızca
ekol
’ün sonundaki
-
l

sesinin getirildiği
savunul
uyorsa
(Türkçe
oku
-

+ Fransızca
-
l
)
bu durumda
inceleme yine sadece
okul

üzerinden
-
üstteki iki görüşte ol
duğu gibi
-

yapılmış olmakta ve
okulağ, okula

kelimeleri
yok
sayılm
aktadır
oysa
örnekleri önceki sayfalarda da gösterildiği üzere
bu kelimeler var
olmuştur ve kullanılmıştır.
Mektep

karşılığı için daha en baştan itibaren

okul

kullanılsaydı,
TD
T
C

ve TDAK listelerinde
okulağ, okula

hiç geçmeseydi kuşkusuz

bu

görüş
ü

de
dikkate almak gerekirdi.

Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama
Dergisi
’ndeki açıklamasına göre

oku
-

fiiline yer adı yapmak için kullanılan

lağ,
-
lak

okulağ

yapılmıştır. Bu kelime,
yayla

(yaylag)
,
kışla

(
kelimelerine benzeyerek son sesini düşür
müş şekilde
okula
olarak da Urfa ağzında
kullanılmaktadır. Banguoğlu’nun önceki sayfalarda belirttiğimiz açıklamasına göre ise
Urfa ağzında böyle bir kelime yoktur ve kelimeyi Urfa Mebusu Refet Bey, uydurmuştur.

Banguoğlu’nun

bu

açıklaması,
okul
’un
Fransızcadan
alındığının kanıtı olarak
kullanılmaktadır
.

Bu kelimenin
-
ulaşılabildiği kadarıyla
-

Urfa ağzında
olup olmadığı

veya TDTC’ye bu yönde derleme fişi gönderilip gönderilmediği kesin değildir. Bunun
yanında

kelimenin

tarafından

uydur
ul
duğu tezi d
e

“Kurumdan biri”
nin
söylemine, bir anekdota
dayan
maktadır. Sonuç olarak her iki tezin de

doğru veya yanlış
olma
ihtimali vardır
.
Bu nedenle “Urfa ağzınd
an derlenmiş
tir
, doğru bir kelimedir
.”
düşüncesi
de
“Refet Bey uydurmuştur,

Urfa ağzında yoktur

o hâlde Fransızcadır.”

düşüncesi de
kanı
tlanabilirlik bakımından aynı niteliktedir
.


SEDAT BALYEMEZ


141


Bir önceki bölümde
oku
-

fiilinin 1930’lu yıllardaki kullanımına ilişkin örnekler
sıralandı. İlgili kullanımlar göstermektedir
ki
mektep
, okuma ve okut
manın
mekânıdır;
mekteplerde
talebe,
ders

okutulmaktadır. Bu nedenle
mektep

kelimesine karşılık
aranırken
bu kelime ile aynı kavram alanı içinde bulunan
oku
-

edilmiş
olması;
oku
-

ve
mekân

ilişkisi

kurulmuş olması

mümkündür
. Nitekim Denizli ağzındaki
okunak

kelimesinde
aynı ilişki

vardır.

Okulağ

kelimesi, ister Urfa ağzında kullanılmış olsun isterse de Refet Bey tarafından
uydurulmuş
olsun, bir yanlış türetme örneğidir.
Oku
-

fiili üzerine, isimlere eklenmesi
gereken ek getirilmiş ve
yayla, kışla

ke
limelerine benzetilmiştir. Bu yanlış türetme
mantığına göre
kışla

kelimesi, kışı geçirilen mekânı karşılamakta;
okula

kelimesi de
okuma

işi yapılan mekânı karşılamaktadır.

Okula

kelimesi

(
kışla < kış+la
-
g’da

olduğu
gibi)

“oku
-
la
-
g



oku
-
la
” şeklinde tahlil edilmelidir. Yani tarama dergisinde önerilen ve
belli bir dönem kullanılan
okula

kelimesi Türkçe kök üzerine Türkçe yanlış ek
getirilmesi ile oluşturulmuş bir yanlış türetmedir.

Peki
okula
kelimesi, birkaç ay içinde
okul
’a nasıl dön
üştü
?
Kalıcı ses değişmeleri, uzun yıllara ve
genellikle
belirli

dayanır.
Okula

kelimesinin sonundaki
geniş ünlünün kısa süre içinde kalıcı olarak
düşmesi
için belirli bir sebep
bulunmamaktadır
. Dil
Devrimi sırasında yeni kelime
bulunurken

zaman zaman

bilimsellikten uzaklaşıldığı
ve
bir şeyin

olması için


birinin
öyle

olması gerektiğini söylemesinin


(Lewis, 2007, s.
151)

kabul edildiği
durumlarla

karşılaşmak mümkündür.
Bu nedenle
o
kula

kelimesi
nin sonundaki
a
atılırken
ekol
’den esinlenilmiş olması muhtemeldir. Burada şuna dikkat etmek
gerekmektedir.
Ekol

kelimesine

benzesin diye
oku
-

dan
okul

yapılmamıştır;
ekol
’e
benzesin diye
okula
’nın sonundaki
a
atılmıştır. Yani
okul

kelimesinin sonundaki

l

ünsüzü,
ekol

deki
l

değildir;

yayla

ve
kışla
’daki
l

dir.
Yanlış eklenmiş de olsa bura
daki
bütün unsurlar, Türkçedir.
Oku
-

fiiline
Fransızca bir unsur ek
lenmemiştir veya
ekol
,
ay
n
en
okul
’a çevrilmemiştir.

Bir
Fransız etkisin
okula
’nın sonunda bulunan ve yine Türkçe olan
a

sesinin atılmasından ibaret olabilir
.
İsme
eklenmesi gereken

bir eki fiile eklemek,
biraz kullandıktan sonra
kelimenin
sonundaki bir sesi atmak
elbette bilimsel bir yol değildir. Ancak bütün bunların yaşanmış
olması, o kelimeyi
Fran
sızcaya dayandırmayı gerektirmemelidir
.
Burada
okul

kelimesinin doğru bir türetme olduğu değil
yanlış eklenmiş de olsa
kelimedeki bütün
unsurların Türkçe olduğu
vurgulanmaktadır
. K
elime,
okulağ

olarak dilimize yerleşseydi
belki “ekol”
tartışması olmayacaktı am
a yine yanlış türetme olacaktı.

Buraya kadar anlatılanlar,
okulağ’
ın
okul
’a dönme
süreci ile ilgiliydi.
Konunun bir
de eğitim
-
öğretim yönü vardır.
Yanlış türetilmiş kelimeler,
yabancı unsur barındıran
kelimeler;
Türkçenin türetme sistemi ile tam olarak örtüşmez. Bu nedenle sözcükte yapı
konusunun işlenmesi sırasında
seçilen örneklere dikkat edilmeli, Türkçenin türetme
sistemini en iyi yansıtan örnekl
ere yer verilmelidir
22
.
Bunun yanında

bir
ders
kitabında
“okulda” kelimesinin
eklerinin
“okul
-
da” (MEB, 2015, s.
55
,
69
);
şeklinde gösterilerek
“okul”un kök kabul

edil
mesi,
öğrencilerin ve öğretmenlerin dikkatlerinin bu kelimeye
yönelmesine neden olmuştur
.
Derste bu bilgiyle karşılaşan öğretmenlerin
bir kı
smının



22


Yanlış türetme örnekle
ri için Timurtaş 1979 ve Bayar 2004’e, yabancı unsurlar için Özkan 2011’e
bakılabilir.

142


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


bunu “basit bir yanlışlık” olarak kabul edip “oku
-
l
-
da” olarak düzelttiği, bir kısmının da
öğrencilerine

Ekol
’den alınmıştır, bu nedenle köktür.” dediği tahmin edilebilir.

Yapısı
tartışılan

bir kelimenin
ders kitabında
verilmesinin

ne kadar doğru olduğu

da üzer
inde
durulması gereken
ayrı
bir konudur.

Bugün
bu kelimenin yapısı incelenirken

çakıl, ışıl, çökül, koşul
” gibi örnekleri
vermek ve “
O
ku
-

fiilinden

l

ile türetilmiştir.”

demek,
ilk bakışta
doğru ve kolay gibi
görünse de yukarıda ayrıntısıyla açıklandığı üzere
böyle bir kabul,
“okulağ > okula >

okul”
gelişimine terstir.
Okul

kelimesindeki

l

sesi,
yanlış olarak bir fiile eklenmiş olan

lağ

(
-
la
-
g)

yapısının
bozulmasından

geriye kalan sestir.

Okulağ
’dan
okula’
ya dönüş,

yayla

ve
kışla
’ya benzetilerek yapılmıştır ancak
okula
’dan
okul

a dönüşün bir açıklaması
yoktur.
Sonuç olarak
okul
kelimesi
,
Türkçe kök ve ekle
iki yanlış
basamak sonu
nda
ortaya çıkmış bir kelimedir
. Bu
kelimenin yapı tahlili eş zamanlı bakışla “oku
-
l”
; art
zamanlı bakışla “oku
-
lağ > oku
-
l�a

oku
-
l” olarak yapılmalıdır.
Yanlış

türetilmiştir

ama
Türkçedir.
Kelimede “yanlışlık sonucu oluşmuş ek” bulunması,
okul

kelimesini “oku
-
l”
,

“türemiş kelime” dememize engel
olmamalıdır.
Bugün
grame
r
lerimize girmiş olan
+şA
r
eki

de bir yanlışlık sonucu oluşmuştur. Bu ek,

b
eşer

kelimesinin
be
-
şer

şeklinde hecelenmesi
yle (Korkmaz, 2009, s. 35; Ergin,1999, s.
169)

oluşmuştur
;
+Ar

eki,
beş

kelimesinin sonundaki
ş

sesini alarak
+şAr

olmuş ve
yarımşar

kelimesini tü
retmiştir.



Sonuç

Önceki bölümlerde
okul

kelimesinin serüveni anlatılmaya ve yapısı ortaya
konulmaya çalışıldı.
Çalışmanın genel sonuçları şöyledir:


1
-

Okul
kelimesi ile ilgili olarak aşağıdaki şekilde bir kronoloji oluşturmak
mümkündür.



12 Temmuz 1932:

Türk Dili Tektik Cemiyetinin Kurulması



Ocak 1933:

Derleme çalışmalarının başlaması



12 Mart 1933:

Dil anketinin başlaması



28 Mayıs 1933:

Mektep

kelimesinin de içinde bulunduğu 74. anket listesinin
yayımlanması



02 Temmuz 1933:




Nisan 1934:

Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi
’nin
birinci fasikülünün yayımlanması



Haziran 1934:

Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılık
ları Tarama Dergisi
’nin
beşinci fasikülünün yayımlanması ve
mektep

için “okunak, okulağ (okula)”
kelimelerinin önerilmesi



26 Kasım 1934:

Akşam gazetesinde yayımlanan
-
kaynağı belirtilmemiş
-

bir
haberde
mektep

karşılığı için

okul

kelimesinin kabul edileceği
nin söylenmesi



4 Aralık 1934:

Atatürk’ün Mülkiye Mektebine
Siyasal Bilgiler Okulası

adını

SEDAT BALYEMEZ


143


vermesi.



24 Aralık 1934:

Osmanlıcadan Türkçeye Cep

Kılavuzu
’nu hazırlayacak olan
Kılavuz Kolu
’nun çalışmalara başlaması



25 Mart 1935:

Kılavuz sözleri listelerinin
birincisinin

yayımlanması



24 Nisan 1935:

Kılavuz sözleri listelerinin 31.sinin yayımlanması ve
mektep

için “okula” karşılığının önerilmesi



25 Nisan 1935:

24 Nisan’daki liste için düzeltme yayımlanması ve
mektep

için
“okula, mektep (T.

Kö.)” karşılıklarını
n önerilmesi



04 Mayıs 1935:

Kılavuz sözleri listelerinin sonuncusunun yayımlanması



09 Mayıs 1935:

Kılavuz sözleri
ne ilişkin

ekleme
-
düzeltme listesinin
yayımlanması ve
mektep
için “okul (okula’dan)” karşılığının verilmesi



16 Mayıs 1935:

“Her gün beş kelime”

uygulamasının başlaması



19 Mayıs 1935:

“Her gün beş kelime” uygulamasının 4.
l
istesinin yayımlanması
ve
mektep

için “okul (okula)” karşılığının verilmesi



26 Eylül 1935:

Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu

nun satışa

sunulması ve
mektep için “okul” karşılığının kesinleşmesi.

2
-

Yukarıdaki kronolojide görüleceği üzere
mektep

karşılığı için “okunak, okulağ
(okula)”
,
“okula”,
“okula, mektep (T.Kö.)”, “okul (okula’dan)”, “okul (okula)” “okul”
şeklinde bir sıralama söz konusudur.

3
-

Önerilen b
u

karşılıklar
ın tamamı
,
o dönem gazetelerinde
kullanılmıştır. Özellikle
1935 yılı;
okula, okul, mektep

kelimelerinin bir arada kullanıldığı bir yıldır.

4
-

Okul

kelimesi
,

“okulağ > okula >

okul” şeklinde bir değişim sonucu ortaya
çıkmıştır.
Yani
okul
, değişmeler sonucu tamamlanmış bir yapıdır.
Dolayısıyla

Fransızca ekol’ün Türkçeye uyarlanması ile oluşmuştur.”
,
“Türkçe oku
-

fiilinden
fiilden isim yapan
-
l ekiyle türetilmiştir.”
,
“Türkçe oku
-

fiili üzerine Fransızca ekol’ün
son sesi
-
l getirilerek oluşturulmuştur.”
gibi

yargılar;

kelimenin ilk

basamağ
ı olarak

okul
”u esas
almaları
,


okulağ,
okula
” kullanımlarını
dışarıda bırakmaları

nedeniyle

yetersiz kalmaktadır.

5
-

Oku
-

fiili, 1930’lu yıllarda “mektepte okumak, ders okutmak, mektepte okutmak”

gibi yapılar içinde

ve
“öğrenmek, tahsil görmek” anlamında
yaygın olarak
kullanılmaktadır.
Bu nedenle
mektep

kelimesine karşılık aranırken
oku
-

edilmesi ve bu fiilden kelimeler türetilmey
e çalışılması beklenir. Nitekim

gönderilen karşılık önerilerinin büyük bölümü de
oku
-

fiilinden türe
til
miştir. Bu nedenle
Urfa ağzında kullanıldığı söylenen “okulağ (okula)” kelimes
i,
gerçekten burada
kullanıyor da olsa bir başkası tarafından uydurulmuş da olsa

ekol
’e değil

oku
-

köküne
dayanmaktadır.

6
-

Okul

kelimesi, bir yanlış türetme örneğidir.
Oku
-

fiili üzerine isimlere eklenmesi
144


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


gereken

lağ (+la
-
g)

eki getirilmiş
; daha sonra bu yapı
yayla, kışla

kelimelerine
benzetilerek “okula” yapılmış; en sonunda da kelimenin sonundaki
a

sesi atılmıştır.
9
Mayıs 1935 tarihli düzeltme listesinde yer alan “okul (okula’dan)”

karşılığı,
okul
’un
okula
’dan

bozulduğunu göstermektedir.
Bir fiile isimden isim yapım ekinin eklenmesi,
kelimeden herhangi bir sesin atılm
ası;
okul
’un türetilmesinde bilimsel bir yol
izlenmediğini göstermektedir. Ancak bütün bu yanlışlıklar,
okul
’u
“Fransızca”
yapmamaktadır.

Kelime,
Türkçe

unsurlar
dan bozularak meydana getirilmiştir.
Bunun
yanında
okula

kelimesinin sonundaki
a

sesinin atılmasında
ekol
’e benzetme çabası
olması mümkündür. Kelimenin Fransızca olması veya Fransızca unsur taşıması farklıdır;
Türkçe unsurlarla zaten yanlış yolla oluşturulmuş bir kelimenin
bir unsurunun atılması

farklıdır.
Burada şuna dikkat etmek gerekmektedir.
Ekol

kelimesine

benzesin diye
oku
-

dan
okul

yapılmamıştır;
ekol
’e benzesin diye
okula
’nın sonundaki
a
atılmıştır. Yani
“okul” kelimesinin sonundaki

l

ünsüzü,
ekol
’deki
l

değildir;
yayla

ve
kışla
’daki
l
’dir.

7
-

Bu kelimenin tahlili
,

eş zamanlı bakışla “oku
-
l”
; art zamanlı bakışla “oku
-
lağ >
oku
-
la �

oku
-
l” olarak yapılmalıdır.

K
elimenin “oku
-
” fiili üzerine “
-
l” e
değil “oku
-
” fiili üzerine “

lağ (+la
-
g)”
eki getirilerek yapıldığı; sondaki “
-
l” ekinin


lağ (+la
-
g)”

ekinden kalma olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
Kel
imenin kökü de
türetme unsuru da Türkçedir.

8
-

Yak
laşık 85 yıl önce dilimize giren ve artık tamamen yerleşmiş olan bir kelimenin
üzerinde bazı belirsizlikl
erin, tartışm
aların olması;
yeni kelimelerin doğru yollarla
yapılmasının
ne kadar önemli olduğunu
göstermektedir.
Yeni kelime türetirken
Türkçenin türetme sistemine

bağlı kalınması, dilin devamlılığı bakımından oldukça
önemlidir.

9
-

Çalışma boyunca sıralanan
tespitler,
araştırmacını
n ulaşabildiği bilg
i ve belgelere
dayanmaktadır.
İlerleyen zamanlarda
konuyu aydınlatacak yeni bilgi

ve belgelere
ulaşılması ve bu doğrultuda yeni değerlendirmeler yapılması
mümkündür.


Kaynakça

AKALIN, Ş. H. (2014). Türkçede Eksiltili Yapıdan Sözlükselleşme.
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Dergisi
. 31(2), s. 13
-
29.

AKSAN, D. (1976).
Tartışılan Sözcükler ve Özleştirme Sorunu
. Ankara: Türk Dil Kurumu.

AKSOY, Ö. A. (1975).
Gelişen ve Özleşen Dilimiz

(4. Baskı). Ankara: Türk Dil Kurumu.

ALÂETTİN
,

İbrahim
-
SEDAT
,

Ali
-
TEVFİK
,

S.
-
SADİ
,

Kr.. (1930).
Yeni T
ürk Lügâti.

İstanbul:
Kanaat Kütüphanesi,

ATALAY, B. (1
9
3
5, 2 Ocak). Zamancılara İkinci Yanıt.
Kurun
, s. 9.

ATALAY, B. (1940).
Bir Doçentin Türkçe Okutuşu ve Münakaşalarımız.
İstanbul: Alâeddin Kıral
Basımevi.

ATAY, F. R. (1980).
Çankaya
. İstanbul: Sena

Matbaası.

BAHAETTİN
,

Yeni Türkçe Lügat

(haz. Abdülkadir Hayber). Ankara: Türk Dil
Kurumu.

BANGUOĞLU, T. (1987).
Dil Bahisleri.

İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı.


SEDAT BALYEMEZ


145


BASKICI, M. M. (2009). Mekteb
-
i Mülkiye’den Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne 150 Yılın
Kronolojisi.
Mülkiye Dergisi
. 33 (265), s. 1
-
43.

BAYAR, N. (2004). Türkçede Yanlış Türetmeye Sebep Olan Bazı Ekler.

V. Uluslararası Türk
Dili Kurultayı Bildirileri
-
I
, s. 405
-
429, Ankara: Türk Dil Kurum
u.

BAYAR, N. (2006).
Açıklamalı Yeni Kelimeler Sözlüğü
. Ankara: Akçağ Yayınları.

BOZGEYİK. B. (1981).
Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş İle Mülakat Dil Davası
. İstanbul: Yeni
Asya Yayınevi.

ÇANKAYA, A. (1969).
Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler (Mülkiye Şeref
Kitabı).

Ankara: Mars
Matbaası.

DİLMEN, İ. N. (1934). TDTC Umum Merkez Heyetinin İki Senelik Mesaisi Hakkında Rapor.
İkinci Türk Dil Kurultayı, 1934: Müzakere Zabıtları, Tezler.
Ankara: Türk Dili Tetkik

DİLMEN, İ. N. (1935a). Osmanlıcadan Türkç
eye Karşılıklar Kılavuzu Çalışmaları. Kılavuz
Çalışmaları Neden Tezelden Yapıldı?
Türk Dili Türk Dili Tetkik Cemiyeti Bülteni
, S.
12, s. 9
-
20.

DİLMEN, İ. N. (1935b, 8 Nisan). Yeni Karşılıklar Kılavuzu.
Ulus
, s. 1.

ERCİLASUN, A. B. (1977). Atatürk'ün Türk

Diline Verdiği Önem ve Türk Dilinin Korunması
Çabaları.
Türk Dili,

C. 1997/II, S. 552, s. 483
-
492.

EYUBOĞLU, İ. Z.(1991).
Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü
. İstanbul: Sosyal Yayınlar.

GÜLENSOY, T. (2007).
Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken
Bilgisi Sözlüğü.

Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

HACIEMİNOĞLU, N. (1975).
Türkçenin Karanlık Günleri
(2. Baskı). İrfan Yayınevi.

İMER, K. (1976).
Dilde Değişme ve Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi.

Ankara: Türk Dil
Kurumu Yayınları.

KESTELLİ, R. N. (
2004).
Resimli Türkçe Kamus

(haz. Recep Toparlı, Belgin Tezcan Aksu,
Canan Selvi Kanoğlu, Seyfullah Türkmen 1. Baskı). Ankara: Türk Dil Kurumu.

KORKMAZ, Z. (1974).
Cumhuriyet Döneminde Türk Dili.
Ankara: Ankara Üniversitesi Dil ve
Tarih
-
Coğrafya Fakültesi
Yayınları.

KORKMAZ, Z. (2009).
Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)
(3. Baskı). Ankara: Türk Dil
Kurumu.

LEVEND, A. S. (1960).
Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri
(2. Baskı). Ankara: Türk
Dil Kurumu Yayınları.

LEW
I
S, G. (2007).
Trajik Başarı,

Türk Dil Reformu

(çev. Mehmet Fatih Uslu). İstanbul:
Paradigma Yayıncılık.

MEB. (2015).
İlköğretim Türkçe 6 Öğretmen Kılavuz Kitabı.

Devlet Kitapları.

ÖZKAN, N. (2011). Türkçedeki Yabancı Unsurları Tasnif Denemesi.
38. ICANAS Bildirileri, Dil
Bilimi, Di
l Bilgisi ve Dil Eğitimi.
C. III, s. 1343
-
1359, Ankara: Atatürk Kültür Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu.

146


“OKUL”
KELİMESİ,

“EKOL”
DEN Mİ GELİYOR?


ÖZSOY, Y. Z. (2004).
Türkçenin Sadeleşme Tarihi Genç Kalemler ve Yeni Lisan Hareketi

(1.
Baskı). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

SAMANCIOĞLU, K. (1954).

Bartın Belediyesi ve Tarihçesi.
Bartın: Bartın Belediyesi Yayınları.

SARI, İ. (2013). Dil Etkileşimi Bağlamında Ses
-
Anlam Eşlemesi ve Türkçedeki Örnekleri.
Türk
Kültürü,

2013/1, s. 1
-
27.

Şemseddin Sami. (2015).
Kamus
-
ı Türkî

(haz. Paşa Yavuzarslan, 2. Ba
skı). Ankara: Türk Dil
Kurumu.

TBMM. (1935).
Zabıt Ceridesi.
Devre 4, Cilt 4, Otuz Altıncı İnikad, 10 Haziran 1935.

TDAK. (1935).
Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu.

İstanbul: Devlet Basımevi.

TDK. (1937).
Üçüncü Türk Dil Kurultayı, 1936: Müzakere
Zabıtları, Tezler.

Ankara: Türk Dil
Kurumu.

TDK. (1993).
Derleme Sözlüğü

9. Cilt (2. Baskı). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

TDTC. (1934a).
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi 5. Fasikül
. İstanbul:
Türk Dili Tetkik Cemiyeti.

TDTC. (
1934b).
İkinci Türk Dili Kurultayı, 1934: Müzakere Zabıtları, Tezler.

Ankara: Türk Dili

TDTC. (1934c).
Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi
-
I.

İstanbul: Türk Dili

TİMURTAŞ, F. K. (1979).
Uydurma Olan ve
Olmayan Yeni Kelimeler Sözlüğü.

İstanbul: Umur
Kitapçılık.


Haberleri

Adana’da Okuma Dileği. (1934, 26 Eylül).
i Milliye
, s. 4.


Ankara’da Dün Toprak Bayramı Kutlandı. (1935, 23 Mart).
Ulus,

s. 3.

Aruz Türk Veznidir. (1934, 18 Ekim).
Vakit,

s. 12.

Barem Tatbik Edilirken. (1929, 3 Eyül).
Vakit,

s. 8.

Çanakkale Mekteplileri. (1934, 19 Aralık
).
Kurun,

s. 6.

Çatalcada Bir Mektep Bir de Yurt Açıldı
. (1932, 9 Kasım).
Vakit,

s. 9.

Çocuk Balosu ve Eğlenceler. (1935, 27 Nisan).
Kurun,

s. 3.

Coğrafya Bilgisi Değişiyor. (1929, 25 Eylül).


s. 2.

Çocuk Haftası Dün Başladı. (1935, 24 Nisan).
Ulus,

s. 6.

Dil Cemiyeti Tarama Dergisi Hazırlıyor
.

(1934, 4 Ocak).
i Milliye,

s. 1

Dil Savaşı İçin Yabancı Bilginler Ne Dedi.
(1934, 26 Eylül
).
i Milliye,

s. 2.

Ertuğrul Muhsin Bey Bütün Seyircileri Tahkir Ediyor (1929, 6 Mart).
Akşam,

s. 3.

Fahri Bey’in Nutku. (1931, 31 Ağustos).

s. 4
-
5.

Hastabakıcı Hemşireler. (1935, 5 Ağustos).
Ulus,

s. 6.


SEDAT BALYEMEZ


147


Hilâliahmer Her Gün Yemek Vermeğe Çalışacak. (1929, 26 Eylül).
Akşam,

s. 3.

İngiltere’de 24 Yaşında Bir Kız Mebus İntihap Edildi. (1929, 29 Mart).
Akşam,

s. 6

İstanbul Harici Askerî Askerî Kıtaatı İlanları (1935, 15 Ağustos).
Akşam,

s. 10.

Mahalle Adları (1935, 17 Nisan).
Bartın,
s. 2.


yalist Cumhuriyeti Kuruldu. (1934, 22 Aralık).
Kurun,

s. 2.

Kılavuz İşi Büyük Bir Hızla İleri Götürülmektedir
.

(1933, 18 Eylül).
i Milliye,

s. 3

Kursa Yüz Muallim İştirak Ediyor. (1931, 20 Temmuz).

s. 1

Kültür Bakanlığına Açık Mektup. (1934, 25 Kasım).
Kurun,

s. 9.

Orta Mektep Programları Değişiyor. (1932, 14 Temmuz).
Vakit,

s. 4.

Öğretmenlerden Hava Seferberliği İstiyoruz (1935, 24 Eylül).
Ulus,

s. 3.

Öz Dilimiz. (1932, 1 Aralık).
i Milliye,

s. 3.

Panamadaki İsyan. (1930, 5 Aralık).
Vakit,

s. 4.

Sarı Güllü Ev (1934, 8 Kasım).
i Milliye,

s. 2.

Sonuncu Fasikül de Hazırlandı. (1934, 16 Ağustos).
Akşam,

s. 5
.

Şanıma Dair. (1929, 24 Nisan).
Vakit,

s. 3.

Tarama Dergisinin

Beşinci Fasikülü
.

(1934, 12 Haziran).
i Milliye,

s. 3

Türk Gazete ve Mecmuaları Dil İşinde Birleştirler
. (1935, 14 Mayıs).
Ulus,

s. 2.

Urfa’da Kaç Mektep Var, Kaç Çocuk Okuyor? (1932, 16 Nisan).
Vakit,

s. 4.

Yazı ve Lisan. (1929, 17 Şubat).

s. 1

Yurt Postası Yenileşmek ve Güzelleşmek Yolunda Kayseri. (1934, 26 Eylül).
i

Milliye,

s.
4
.



Приложенные файлы

  • pdf 10936873
    Размер файла: 2 MB Загрузок: 0

Добавить комментарий